• BIST 102.270
  • Altın 149,236
  • Dolar 3,5485
  • Euro 4,2033
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 19 °C

8 haftanın ardından...

Recep Canpolat

Gerçekleşme ihtimali çok düşük olan futbolcuların bile hayalini kurarak geçer futbolda yaz dönemleri. Sezon başlamadan herkes kafasındaki takımı çoktan kurmuştur, takımın formasyonu dahi yazılmıştır beynin kara tahtasına. Bazen hayal edilen yıldızlar gelir, sonu güzel olmaz; bazen de beğenmediğimiz takımlar sezonu kupalarla tamamlar. Yine böyle bir yaz döneminin sonunda Spor Toto Süper Lig başladı ve 8 hafta geride kaldı. Bakalım bu geçen 8 haftada akıllarda en çok neler yer etmiş.

 

3 kupalı mutsuzluk(!)                                    

Dünyanın hiçbir yerinde, sezonu 3 kupayla tamamlamış bir takım yeni sezona moralleri dibe vurmuş bir şekilde başlamaz. Başladıysa da ben görmedim ve duymadım. Geçtiğimiz sezonu Hamza Hamzaoğlu önderliğinde 3 kupayla tamamlayan Galatasaray, Zlatan Ibrahimovic ve Felipe Melo dedikodularıyla uğraşmaktan şampiyonluğa sevinemedi bile! Seçim vaatlerinde ortaya atılan Ibrahimovic bombası, takımın adeta kaderiyle oynadı. Galatasaray’da Zlatan bombasının patlamasının ardından ezeli rakip Fenerbahçe’nin yıldız oyuncuları bir bir kadroya katması, doğal olarak Galatasaray taraftarının transfer beklentisini bir hayli arttırdı. 

Finansal Fair Play kıskacına girmiş; bırakın Zlatan’ı, sıradan bir transfer yapması bile zor bir hale gelen sarı-kırmızılılarda bu sırada bir de Felipe Melo krizi patlak verince, taraftar birden isyan bayrağını çekti. Birçok insan Galatasaray taraftarının aşırı tepki gösterdiğini düşünse de, durum pek de onu yansıtmıyor; zira ortaya Zlatan ismini atıp, Felipe Melo’yu kaybedip yerine transfer yapmamak; bunun üzerine bir de Grosskreutz transferinde bir skandala imza atmak, herkesin kaldırabileceği bir durum değil. Sonuç olarak ‘müşteri’ yerine koyduğunuz taraftarı mutlu etmek zorundasınız ve futbolda dünün asla olmadığını, hep bugünün ve yarının olduğunu unutmamalısınız. 

Bütün bu karmaşa içerisinde lige doğal olarak kötü başlayan Galatasaray, 4. haftadan itibaren oyun olarak olmasa da skor anlamında toparlandı. Gençlerbirliği maçına kadar iyi olan tek şey skor tabelasıydı; ancak Gençlerbirliği maçının ikinci yarısındaki Galatasaray, belki de son yılların en iyi oynayan Galatasarayı’ydı. Benfica maçında da buna yakın bir performans gösteren sarı-kırmızılılar, artık geleceğe biraz daha umutlu bakabiliyor. Tabii bu durumda en çok mutlu olması gereken insanın Hamza Hamzaoğlu olması gerekirken, Benfica maçından sonraki moralsiz basın toplantısı, hocanın ne kadar psikolojik baskı altında olduğunu ve ruhsal anlamda iyi günler geçirmediğini gözler önüne serdi. Bence Galatasaray taraftarı yönetime tepkisini koyarak doğru bir hamle yaptı; ancak takım her geçen gün iyiye giderken, Hamza Hamzaoğlu’na daha çok sahip çıkmaları gerektiğini düşünüyorum; çünkü oturmuş bir takımları var. Kadronuzda istediğiniz kadar yıldız olsun, takım olamıyorsanız başarıyı mumla ararsınız.

 

Fenerbahçe modernleşebildi mi?

Sezona yeni bir yapılanmayla giren Fenerbahçe’de, şu anda işlerin pek yolunda gittiğini söylersek gece yatağa vicdanımız rahat bir şekilde giremeyiz herhalde.  

Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, sezon başında sportif direktörlük görevine, Emre Belözoğlu’nun Inter’e transferi sırasında tanıştığı ve o zamandan bu zamana kadar sürekli iletişim halinde olduğu Giuliano Terraneo’yu getirdi. Artık sahadan çekildiğini ve kulübün modernleştiğini her fırsatta dile getiren Yıldırım, sahadaki kötü futbolu görünce dayanamadı ve saha içine girmeye başladı. Yıldırım ile Terraneo arasındaki gerginliğin, Emre Belözoğlu’nun, başkanın haberi olmadan Giuliano Terraneo tarafından takımdan gönderilmesi ile başladığı iddiaları var. Bu iddialar ne kadar doğru bilinmez; ancak böyle bir durum varsa, 2001 yılında Emre Belözoğlu aracılığıyla başlayan Yıldırım-Terraneo ilişkisi, yine bir Emre Belözoğlu olayı ile kötü sonlanabilir. İddia doğru değilse de bu durum tatlıya bağlanır ve futbolun magazinsel kısmı bir kenara bırakılıp saha sonuçlarına odaklanılır. 

Benim için Yıldırım-Terraneo ikilisinin ilişkisinden daha önemli bir sorun var, o da Fenerbahçe Teknik Direktörü Vitor Pereira’nın, söylemleri ile eylemlerinin uyuşmaması.  “Hücum futbolu oynayacağız, agresif bir oyun ortaya koyan bir ekip oluşturacağız ve oyunu domine edeceğiz” demecini veren adam ile; ligin kalite anlamında en kötü takımlarından biri olan ve üstelik 10 kişi kalmış Kayserispor karşısında, takımına 10 kişiyle savunma yaptıran adamın ortak özelliği, ikisinin de Vitor Pereira olması. Evet, oyun sisteminiz defansif olabilir; zira Fabio Capello bu anlayışı benimseyerek kariyerinde zirveye ulaştı. Yunanistan, 2004’te savunma futboluyla bir mucizeyi gerçekleştirip Avrupa Şampiyonu oldu. 2006’da İtalya ile Dünya Kupası’nı kazanan Marcello Lippi ile, kendini ‘Özel biri’ olarak dünyaya tanıtan ve şu anda dünyanın sayılı hocalarından olan Jose Mourinho’nun futbol anlayışı da farklı değildi. Burada önemli olan, vaadler ile eylemlerin uyuşmaması. Yani Fenerbahçelilerin özlediği Zico futbolunun vaad edilip; bunun tam tersi bir oyun anlayışının benimsemesi. Zaten Portekizli teknik adamın, Olympiakos’taki görevine son verilmesinin altında yatan sebep de defansif bir oyun tarzını benimsemiş olmasıydı. Tabii Yunan ekibinin başındayken Glasgow Rangers ile iş görüşmesine gitmesini saymazsak! 

Sonuç olarak Fenerbahçe’nin bir sistemi yok ve bu durum ilerleyen haftalarda kendini daha fazla gösterebilir. Ben bu satırları yazarken Fenerbahçe, Ajax’ı yine tatmin etmeyen bir oyunla 1-0 yenmeyi başardı. Bu arada yeri gelmişken belirteyim, bu maçta her ne kadar pek verimli olmasa da Ajaxlı El Ghazi’den beklentim büyük. İdolü olarak gördüğü Cristiano Ronaldo’yu biraz daha fazla izlerse kendisini bir anda Van Gaal’in kanatlarının altında bulabilir! 

 

Güneş'in rakibi, kendisi!

Geçtiğimiz sezon Slaven Bilic’le lige iyi başlayıp, sonunu getiremeyen bir Beşiktaş vardı. Hırvat teknik adamla yollarını ayıran siyah-beyazlılar, kendini dünyaya kanıtlamasına rağmen Türkiye’de şampiyonluğu bulunmayan Şenol Güneş’i göreve getirdi. Güneş’in en büyük özelliğinin, elinin değdiği her oyuncuyu performans anlamında en üst seviyeye çıkarması olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. Evet, o adeta bir sihirbaz! Taktik, teknik, bunları çok konuşuruz; ancak burada dikkatimi çeken farklı ve bir o kadar da duygusal bir konu var. Süper Lig başlarken herkes Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş’ı şampiyonluk adayları arasında gösterir. İnanılması güç; ancak bu sezon 3 büyüklerin kadrolarında Şenol Güneş’in yetiştirdiği, performansını yükseltip İstanbul’a yolcu ettiği birçok isim var. Trabzonspor’u çalıştırdığı dönemde Selçuk İnan ve Burak Yılmaz, Şenol Güneş’in büyük katkısıyla Galatasaray’a imza atmıştı. Şu anda da Hamza Hamzaoğlu’nun ekibinde takımın bel kemiğini oluşturuyorlar. Geçtiğimiz sezon bitti denilen Volkan Şen’i tekrar futbola döndürmesi, Ozan Tufan gibi genç yeteneğin elinden tutup (İrfan Buz’a sevgiler) A Milli Takım’a göndermesi, Şener Özbayraklı ve Jose Fernandao’ya da gerekli özgürlükleri tanıyıp, onların Fenerbahçe’ye transfer olmasını sağlayan da Şenol Güneş’ten başkası değildi. Tüm bu örneklere baktığımızda 3 şampiyonluk adayında da Şenol Güneş’ten izler taşıdığını görmek mümkün. Böyle bir örnek bırakın Türk futbolunu, Avrupa futbolunda bile zor görülür. 

 

Hayal kırıklıkları

Bir dönemin Karadeniz Fırtınası Trabzonspor’da, bu sezonda da karışıklıklar bitmek bilmiyor. Canı istemediği için antrenmana çıkmayan oyunculardan kurulu bordo-mavililer, bu sezon da Trabzonspor taraftarını hayal kırıklığına uğratacağa benziyor. 

Bursaspor’a tarihinin en büyük başarısını kazandıran Ertuğrul Sağlam, yuvaya döndükten sonra oynattığı futbol ile taraftarın tepkisini çekti ve istifaya davet edildi. Jose Mourinho’nun bile eleştirildiği bir dünyada, Ertuğrul Sağlam’ın, kendisini istifaya davet eden Bursaspor taraftarına ‘Vefasızlar’ diyerek sitem etmesi, belki de benim için şu ana kadar sezonun en anlamsız ve saçma olayıydı. 

Geçtiğimiz sezonun Premier Lig şampiyonu Chelsea’de işler bu sezon hiç iyi gitmiyor. Bırakın galibiyet almayı, gol atmakta bile zorlanan Londra ekibinde teknik direktör Jose Mourinho, klasik haline gelen 3. Sezon sendromunu yaşıyor. Jose-Chelsea birlikteliği nereye kadar gider bilinmez; ancak her şeyin Chelsea-Eva birlikteliğinin sona ermesinden sonra başladığı kesin! 

Bu yazı toplam 23542 defa okunmuştur.
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim