• BIST 97.726
  • Altın 145,805
  • Dolar 3,5781
  • Euro 4,0003
  • İstanbul 23 °C
  • Ankara 21 °C

Nişantaşı'ndaki başörtülü ressam

Nişantaşı'ndaki başörtülü ressam
Türkiye’nin sıra dışı muhafazakarlarından Zeynep Çilek, Işıl Cinmen’e konuştu

Onunla ilgili ilginç bulduğum ilk şey başörtüsüydü.
Çünkü o zamana kadar kafamdaki “başörtülü ressam” kümesi boştu.
Resim, yaratmak demekti; özgür, ölçüsüz, kuralsız, pervasızca yaratmak...
Bu İmam Hatipli kız, bunları yapabilir miydi?
Mesela insan çizebilir miydi?
Bunu günah saymıyor muydu?
Tüm önyargılarımla birlikte yanına gittim.
“Önyargılarım var. Onları kırmama yardım eder misin?” dedim.
“Zevkle! Gel konuşalım, sonra da atölyemde resimlere bakarsın” dedi.

Fikirleri, yaşadıkları, anlattıkları ve çizdikleri arasında derin bir bağ var.
O bağ; Doğu’yla Batı’yı, muhafazakarla moderni, başörtülüyle mini etekliyi birleştiriyor.

Hat ve tezhibi grafitiyle birleştirip duvarları geleneksel motiflerle spreyliyor.
Arap harflerini tuvaline pop-art’la çiziyor.
Dünyanın ilk çağdaş Esmâ-ül Hüsnâ (Allah’ın 99 ismi) sergisinde 99 eser ve bir heykelle Allah’ın isimlerini yazıyor.
Şimdi de yeni sergisi “Yaradılış”la bu sentezini dünyaya açıyor.

Zeynep Çilek, Türkiye’nin sıra dışı muhafazakarlarından bu 29 yaşındaki genç kadın, yalnızca resme değil, hayata da farklı bir perspektiften bakıyor.
Tam da ihtiyacımız olanı gösteriyor.

 

İlk sergin Başbakanlık Devlet Arşivi'nde olmuş, ikincisi AK Parti Genel Merkez'de. Başbakan ve Emine Erdoğan'ın verdiği bir davette sergilenmiş eserlerin. Bir sanatçı için fazla siyasi mekanlar değil mi?

Ülkenin Başbakanı sergime gelebilir, öyle takdir etmiş. Ama ben hiçbir zaman siyaset konuşmadım, konuşulan ortamdan da uzaklaştım. Sevmiyorum çünkü. Herkes kendi işini yapmalı; ben ressamım.

BAŞÖRTÜSÜ YASAĞI YÜZÜNDEN RESSAM OLDU

İlk ne zaman çizdin?

17 yaşında. İmam Hatip’te okuyordum. Başörtüsü yasağıyla birlikte okul aksadı. Şimdi gaz sıkıyorlar ya o zaman da copluyorlardı. Sürekli eylemler vardı ama bu benim mizacıma uygun değildi. Eylemlere gitmek yerine, çizmeye başladım.

Ailen ne tepki verdi bu kararına?

Babam tarihçi, annem anaokulu öğretmeni…  Sanata çok uzak büyümedim. Annem de, babam da amatör olarak doğu motifleriyle uğraşmış. Onların yönlendirmesiyle özel ders almaya başladım. Tabii tamamen yani Hat, Tezhip, Ebru üzerine çalışıyordum.

Bu seni tatmin etti mi?

Bir süre evet ancak zamanla bu bana zanaatçılık gibi geldi; fikir yok, yaratıcılık yok, kendinden bir şey katma yok. Tatmin olmamaya başladım. Topkapı Sarayı’nda eğitim alıyordum ve kendimi 16. yüzyılda yapılanların taklidini yapıyor gibi hissediyordum.

“İNSAN ÇİZMEK, İSLAM’A AYKIRI DEĞİL”

 


Eleştiriyor musun Osmanlı sanatını?

Hayır, bunların yeri ayrı ve çok değerli ancak bir sanatçıya sanatçı diyebilmek için onun çağı yakalaması gerekiyor. Bu çağı yakalayamazsan sadece zanaatkar olursun yani eski ustaları taklit edersin. O da başka bir yol; onu da tercih edebilirsin ama ben etmiyorum. Kendimden bir iz bırakmam lazım. O yüzden 3. boyutu, perspektifi, portre çizmeyi öğrenmem gerekiyordu.

İslam’a göre suret resmetmek haram değil mi?

Bu bir söylenti, sonradan oluşan bir yorum. Genele göre hareket etmem ben. Bunu hocalara da sordum; doğrudan yasak olduğuna dair bir hadis ya da ayet yok. Putperestliği önlemek için bazı ayetler var fakat yaptığım portreye tapmıyorsam sıkıntı yoktur.

“SANATI KULLANARAK İSLAM’I YAYIYORUM”

Doğu resim sanatının ilerleyememe nedenini reddediyorsun...

Yasak inancı yüzünden geri kalındı. Sorgulama yeni yeni başladı. Ben Müslümanım ve portre yapıyorum. Heykel yapan biri heykele tapıyor mu? Heykel bir tekniktir ve bir tekniğin günah olması söz konusu olamaz. Bu yasakların bütün alt metninde putperestliği engellemek var çünkü o dönemde putperestlik yaygındı. Ben Esma-ül Hüsna yapıyorum, bir Müslüman bunu eleştirebilir mi?

Elbette eleştirebilir! Koyu bir Müslüman olsam kızardım sana! Şöyle derdim: “Sen Allah’ın adını kullanarak para kazanıyorsun ve o kutsal ismi heykel yapıp belki de bir ateistin beğenisine sunuyorsun.”

Ben de sana şöyle derdim: “Bunun tam tersini yapıyorum. Sanatı kullanarak, İslam’ı duyurmaya, tebliğ yoluyla kitlelere ulaşmaya çalışıyorum. Ben ateiste de, Hıristiyan’a da Yahudi’ye de dokunabiliyorum. Din tüccarlığı yapmıyorum, fikrimi gözlerine sokmadan, estetik bir biçimde yayıyorum.”

Kabul. Yine de Batı eğitimi almaya başlamadan önce içsel bir sorgulama yapmış olmalısın...

Elbette çok kolay olmadı. Değişim zihnimde başladı. Sorular soruyordum; sanat nedir? Geleneksel sanatlar neden gelişemiyor? gibi... Farklı sorular sorduğum ve sınırları zorladığım için gelenekselci hocalar beni pek sevmezdi. Yedi yılın sonunda öğrenecek fazla bir şey de kalmamıştı. Usta-çırak seviyesini tamamladıktan sonra ne olacaktı?

“SEN KİM OLUYORSUN DA BAŞBAKAN SERGİNE GELİYOR!”

 

“Batı’nın sırası geldi” dediğin anı hatırlıyor musun?

Tezhip hocamla tartıştığım gündü. “Biz bu kadar yıldır çalışıyoruz. Sen kim oluyorsun da Başbakan sergine geliyor?” dedi. 7 yıllık öğrencisiydim, gurur duymasını beklerdim. Bu olaydan sonra o camiayı biraz geride bırakmam gerektiğine karar verdim.

Ne yaptın?

İstasyon Sanat Akademisi’ne başladım, Fransız bir hocayla Rönesans dönemi çalışıyordum ve Raffi Portakal’la tanıştım. Raffi Bey’le, galericilerle, koleksiyonerlerle entelektüel olarak da çok tartıştık ve bu tartışmalar bana çok şey öğretti. Ancak akademide çok zorlanıyordum.

“7 YILDA ÖĞRENDİKLERİMİ UNUTMAM GEREKTİ”

Neden?

Doğu sanatı kural demek, öğrenmeye çalıştığım ise özgürlüktü. Özgür olmayı öğrenmek için bütün kuralları yıkmam, kontrol mekanizmalarımı devre dışı bırakmam, 7 yıl boyunca öğrendiklerimi unutmam gerekiyordu.

Üniversitede psikoloji okuman özgürlükle ilgili derdini çözmene yardımcı olmuştur değil mi?

Psikolojiyi seçmemin sebebi buydu; kendimi ve insanları tanımak... Yıldız Teknik Üniversitesi’yle anlaşmalı Özel Amerikan Üniversitesi’nde okudum başörtüsü problemi yüzünden. Ve evet kendi içimdeki sınırları, derinliği anlamak açısından çok şey kattı.

“İSLAM’I MAGAZİNLEŞTİRİYORLAR”

Sen sorgulayan, kendini didik didik eden birisin. Dinin sorgulanamaz oluşu senin içinde bir tezat oluşturmadı mı?

Dini inancım, özgür düşünmeme hiçbir zaman engel olmadı. Bence İslam yanlış algılanıyor. İslam değil, yanlış anlaşılmış bir gelenek yaşanıyor. Kıyametin sonuna kadar Kur’an-ı Kerim’in evrenselliği var. Sınırlayıcı, kısıtlayıcı bir algı yok.

Sen dini nasıl görüyorsun? Kur’an-ı Kerim çalıştın sonuçta...

“İşçinin alın teri kurumadan hakkını verin” diye bir hadis var. Duydun mu hiç? Böyle ahlaki noktalara değil de, “Sen namaz kılıyor musun? Oruç tutuyor musun?” gibi tercihlere takıldığın sürece İslam yanlış anlaşılır. İslam, güzel ahlaktır. Namaz kılmak mı güzel ahlakı belirler, işçinin hakkını yememek mi? Senin oruç tutup tutmamandan bana ne? Allah bunu bana sormayacak, sana soracak. Bu tip şeylere önem göstermek, İslam’ı magazinleştirmektir. Bu da İslam’ın değil, Müslümanlar'ın suçudur.  

NİŞANTAŞI’NDA BAŞÖRTÜLÜ OLMAK

Türkiye’nin en sosyetik yerlerinden birinde oturuyorsun, House Cafe’de kahvaltı yapıyorsun. Başörtülüler pek yok buralarda. Garip garip bakanlar oluyor mu?

Burada üçüncü yılım ve ilk geldiğimde bir alışma süreci geçirdim, evet. Ama kötü tepkiler çok olmadı. Çok samimi ve sanatıma değer veren insanlarla tanıştım, hiç dışlanmadım. Hatta kapalı bir birey olarak resim yapmamdan çok zevk aldılar. “Ben kapalı kişilerle asla böyle konuşamam ama sen farklısın” diyen çok kişi oldu.

Neden konuşamazlarmış?

Çünkü İslamcı insanlar daha çok yobaz olarak anılıyor. Bu önyargının haklı sebepleri de var, haksız sebepleri de var. Bazıları sığ düşünüyor, bazıları gerçekten tanımıyor, bazıları genelleme hatasına düşüyor. Ben bunu kırdım biraz burada. Müslüman bir kadın olarak benim yaptığım hizmeti kim yapıyor diye sormaya başladım. Bir önyargıyı kırıyorum; çünkü aynı dili konuşuyoruz.

Yani toplumdaki iletişim kopukluğunun sorumlusu...
 
Sorumlu İslam değil; cehalet. Cahil bir insan hangi dinden ya da görüşten olursa olsun, zarar verir. Genellemelerin hepsi yanlıştır, o yüzden öncelikle genellemeleri bırakmalıyız. Şu an İsrail Gazze’yi bombalıyor, bundan ben Yahudi arkadaşlarımı sorumlu mu tutmalıyım? İsrail başka, Yahudilik başka. Bu ülkede beraber yaşamak zorundayız, herkes kendi özgür dünyasında yaşamalı; ama bunun için iki tarafın da yakın bilinç düzeyinde olması gerekir ki konuşup birbirlerini kabul edebilsinler.

“FATİH’TE RAHAT HİSSETMİYORUM”

Kendini Nişantaşı’nda mı daha rahat hissediyorsun yoksa Fatih’te mi?

Tabii ki Nişantaşı’nda.

Neden?

Fatih pek gitmediğim bir yer. Türkiye’de sanat maalesef Nişantaşı, Cihangir, Kuzguncuk hattına sıkışmış durumda. Fatih’le kültürel bir ortaklığım yok.

“BOHEM BİR HAYATIM VAR”

 

Nasıl eğleniyorsun?

Aslında bohem bir hayatım var. Gece çalışıyorum, uyanınca House Cafe’ye gelip kahvaltı yapıyorum. Misafirlerim geliyor arada, sonra yine atölyede sabahlıyorum. Yabancı dizi ve film çok izlerim. Denize girip güneşlenmeyi severim.

Ne giyiyorsun denizde?

Kadın plajları var ya oralara gidiyorum.

Başörtülüleri gece hayatında da görmeye başladım. Hayal Kahvesi’nde müzik dinlemeye geliyorlar mesela. İçki içmiyorlar ama... Bunu nasıl karşılıyorsun?

Ben de Hayal Kahvesi’ne gittim canlı müzik dinlemek için... Herkesin gezme hakkı vardır. Dindeki kural, içkili yere para kazandırmamaktır. Ama tabuları kırıp bir kadın olarak gece dışarıya çıkabilmek başörtüsüz kızlar için aileden dolayı zorlandığı bir konu.

GÖZLERİ VE DUDAKLARI OLAN “VAV” HARFİ
Freud’u çok sevdiğini, psikanalizi bensimsediğini duydum.

Doğru. Dali’yi de çok severim çünkü o da iyi bir Freud okuyucusu ve ondan çok etkilenmiş.

Sen sürrealizmi denedin mi hiç?

“Zihin Sarayım” sergimde, Arapça “Vav” harfini sürrealist bir yaklaşımda resmettim. Vav harfi Arapça’da insanı ve sevgiyi temsil eder. Vav harfine göz ve dudak yaptım çünkü benim hayalimde ve bilinçaltımda öyle görünüyordu o.

Kendini Doğu’ya mı Batı’ya mı daha yakın hissediyorsun?

İkisini de reddetmiyorum, ayırt etmiyorum. Osmanlı motifleri kültürümüzün bir parçası; kendi kültürünü reddederek bir dünya sanatçısı olamazsın. Dünyayı reddederek de yerinde saymaktan başka bir şey yapamazsın. Kültürünü yorumlayarak çağdaş zamana ayak uydurursan bir yerlere gelirsin.

Resimlerin iyi satıyor mu?

İyi koleksiyonerlerin koleksiyonuna girdi. 29 yaşındayım ve hayatımı resim yaparak kazanabiliyorum çünkü Türkiye’de doğu motiflerine hakim ve bunun çağdaş yorumunu yapan başka sanatçı yok.

Tıkandığın zamanlar oluyor mu?

Henüz olmadı. Çok fikir geliyor aklıma ve birden tüketmek istemiyorum hepsini. Farklı camialardan besleniyorum, veri olarak aldıklarımı yorumluyorum. Daha Türkiye’yi yeni hazmettim; sırada dünya turu var. Kim bilir neler göreceğim!

Çilek’in 6. Sergisi “Yaradılış” Ekim 2014’de Cidde’de, sonra Roma’da ve son olarak İstanbul’da sergilenecek. Serginin teması: “Osmanlı karalamaları”

Bu haber toplam 1084 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim