• BIST 89.270
  • Altın 146,921
  • Dolar 3,6543
  • Euro 3,9297
  • İstanbul 13 °C
  • Ankara 1 °C

Kılıçdaroğlu'ndan Erdoğan'a 'başçalan'

Kılıçdaroğlundan Erdoğana başçalan
Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu.

Kılıçdaroğlu grup toplantısında dehşet verici bir belge açıklayacağını söyledi.

İşte Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satırbaşları.

Bu toplantıda size dehşet verici bir belge açıklayacağım. Yolsuzluğun boyutu o kadar büyük ki... Yolsuzluğu savunan bir başbakan portresi var karşımızda. Dört bakan istifa etti. Bazılarının çocukları içerde. Bazıları aranıyor. Kimileri kaçtı. Olay büyük. Efendim bize komplo kuruldu. Bunların hepsi hikaye. Ben yolsuzluğa bakarım.

Ne yaptılar? Bu kadar büyük bir yolsuzluğu örtmenin yolu nedir? Devleti çökertmek. Devleti çökertmek nedir? Yasama yürütme yargıdan birini çökertirseniz devlet çöker. İlk kim farkında vardı ve ifade etti. TBMM başkanı. Anayasanın 138. maddesi çökmüştür dedi. Yargıya hiçbir organ talimat veremez, kararlar geciktirilemez diyor. Bu çöktü diyor. Bir devlet krizi diyor. Yönetmeliği apar topar değiştirdiler. Polisi savcının değil hırsızın emrine vermek istediler. Danıştay iptal etti. Apar topar parlamentoya HSYK ile ilgili kanun teklifi geldi.

Bir anayasaya ihtiyaç var. Oturduk konuştuk. Maddelerden biri HSYK ile ilgiliydi. Anayasa uzlaşma komisyonunun metni var bu konuda. 4 siyasi partinin uzlaştığı kısımlar var. Biz dedik ki, 60 maddede uzlaşma sağlandı, çekin başkanlık sistemini, HSYK'yı belli bir noktaya getirdik, bunu da kabul edeceğiz. Ama hayır dediler. Anayasa uzlaşma komisyonunu ortadan kaldırdılar. Biz savunduk onlar ortadan kaldırdı. Sayın Cumhurbaşkanı teklifin anayasaya aykırı olduğunu görmüştür. Görmemek mümkün değil. Hukuk eğitimine de gerek yok bunu görmek için. Siyasi parti liderlerini davet etti. Sayın Cumhurbaşkanı'na gitmeden önce, bir grup gazeteciyle ve bilim insanıyla beraberdik. HSYK'nın yeniden yapılanması için görüşümüzü sordular. Şunu söyledik, biz Türkiye'nin demokratik bir anayasaya sahip omasını isteriz. Krizi fırsata dönüştürmek de mümkün. Peki ne yapalım? Bizim iki şartımız var dedik. Bir, HSYK parlamentoda görüşülüyor geri çekin bunu dedik. İKincisi yolsuzluk davalarına müdahale etmeyin o kendi mecrasında yürüsün. O zaman anayasa değişikliğine destek veririz. Bunları sayın Cumhurbaşkanı'na da ifade ettim.

Birileri hala utanmadan yalan söylüyor. O yalanı aydınlatmak için konuşuyorum. Diyorlar ki siz gelmediniz. Anayasa değişikliği olacaktı CHP kabul etmedi. Az önce söyledim, gelişmeleri. Geçen salı günü gruptan hemen sonra, Muharrem Beyi AKP grubuna gönderdik. Sayın Nurettin Canikli ile telefonda görüştü. Adalet bakanıyla da. Sayın Cumhurbaşkanı da bu konuda duyarlı, anayasa değişikliği yapalım diyor, lütfen teklifi geri çekin. Bir görüşüp döneyim dediler. Sonra görüşüldü ve Muharrem beye geri dönüldü. Biz teklifimizi geri çekmiyoruz dedi. AKP'nin değerli milletvekillerine sesleniyorum. Sizin genel başkanınız size yalan söylüyor. Doğruları söylemiyor. Bunları tarihe not düşmek için söylüyorum. Biz çağdaş bir anayasadan yanayız. Biz samimiyiz. Onlar samimi değiller. Onların samimi olmadığını CHP vekilleri çok iyi biliyor. Söz verip komisyonlarda maddeler görüşülürken maddeleri geri çekiyorlar ama genel kurulda verdikleri sözlerinden dönüp aynı maddeyi tekrar getiriyorlar. Bu bir AKP klasiği. Dediler ki bir şey yapmamız lazım. Bu yolsuzluklardan kurtulmak için... Rakamlar büyük. Tek yolu var devleti ve sistemi çökertmek. HSYK yasa teklifinin parlamentoya geliş nedeni de budur. Mahkemeleri Adalet Bakanı'na bağlamak. RTÜK benzeri bir model getirelim dediler. İtiraz ettik. Bir hakimin yakasında siyasi parti rozeti olmaz. Hakim olmaz o zaman. Batıda da örnekleri vardır. Benzer örnekleri parlamentoda uzlaşarak seçeriz. Ama bunları kabul etmediler. Neden bu olaylar bu kadar çok büyük?

HSYK yasası çıksa da kapatılmaz. Olay çok büyük. Bunu örtecek bez yok. Bizzat Başbakan bu işin içinde. Baş aktör o. O yüzden kendisine Başçalan dedim. Telefonla konuşuyor. Beykoz'daki özel orman arazilerini imara açmak için. İşadamı açıyor başbakana telefon. "Abi bu şey çıkmayacak mı diyor". Başbakan'a abi diyor. Özel orman alanı imara açılacak mı diyor. "Tabi tabi" diyor Başbakan. Yasama organı adına Başbakan konuşuyor. AKP vekillerine sesleniyorum. Başbakan sizi alet ediyor, farkında mısınız.

İBB'ye bağlı inşaat şirketinin genel müdürüyle bir inşaat şirketinin sahibi konuşuyor. Beykoz'daki özel orman arazilerini satın alayım mı diye soruyor. Alabilirsin diyor. Al Al diyor kanun çıkacak, kanun çıkacak. Şimdi ben buna Başçalan demeyim de ne söyleyim. AKP'nin saygı değer milletvekillerine sesleniyorum. Yolsuzluklarda sizi kullanıyorlar. Alet ediyorlar. Siz yasama organının üyesisiniz yürütmenin değil. Torba yasa getiriyorlar. Getirdikleri her torbanın içinde mutlaka bir yolsuzluğa yönelik madde var. Hala el kaldırıyorsunuz. Çocuklarınıza hesap vereceksiniz yahu. Bu konuda duyarlı olun. HSYK teklifi görüşülecek biraz sonra. Ya devletin dibine dinamit koyacaksınız, ya da bu ülke aydınlığa kavuşacak. Adalet bakanına mahkemeri bağlıyorsunuz, AYM'yi de kalkın başbakana bağlayın o zaman. Böyle şey olur mu?

Sağlık Bakanı gitmiş Trakya'da konuşuyor. 17 Aralık'ın delili var mı diyorlar. Birisi var var demiş. Kutu var demiş. Hala delil var mı diyor. Başbakan'ın konuşmaları var, milyon dolarlar var, oğlunun görüntüleri var, 700 bin liralık kol saati var, haram parayla umre var. Yahu gözünüz doymadı mı daha? Ne olacak daha? İş öyle bir noktaya geldi ki, gerçekten oturup kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Bu ülke bu hale nasıl geldi diye... Din iman edebiyatıyla bu hale nasıl geldik? Bunların bir vekili var. Kalktı bir laf etti. Allah'ın vasıflarını başbakanda görüyorum dedi. Sen nasıl ibadet ediyorsun. Bu bir milletvekili. Sözde bunu söyleyerek yolsuzlukların üstünü kapatacak. Bunlar biliyorsunuz bir de, peygambere nüfus cüzdanı çıkarmışlardı. Evet söylerken utanıyorum ama maalesef öyle. Altında da AK Parti yazıyordu. Batsın sizin AKlığınız. Çocuklarından birinin adına da Tayyip yazıyor. Din istismarı bu boyuta ulaştı. Dinin siyasete alet edildiği yerde yolsuzluk zirve yapar. Halkın en masum duygularını sömürüyorlar. Bir dikta rejimi yarattılar. Oysa bizim tarihimiz yolsuzlukla mücadele tarihidir. Arkadaşlarım iki örnek getirdiler. Ulusal kurtuluş savaşında mücadele eden iki kişi var. Türkiye'nin üçüncü hükümetinde iki bakan. Adları yolsuzluğa bulaşıyor. Kimse bize komplo kuruldu demiyor. Git yargılan ve aklan diyorlar. Aynı şekilde Suat Hayri Ürgüplü bakanken yolsuzluk söylemi çıkıyor. Kendi iradesiyle ben yüce divana gidip aklanmak istiyorum diyor. Gidiyor ve aklanıyor. Geldiğimiz nokta ne? Yolsuzluk var dört bakan istifa etmiş ama fezlekeler gelmiyor bir türlü.

Brüksele gitti orada ne anlatacak merak ediyorum. Paralel devlet var diyorlar. Mücadele et o halde diyecekler. Biri diyecektir ona, ayakkabı kutusundan çıkan 4 buçuk milyon doların paralel devletle ne ilgisi var, 700 bin liralık saatin paralel devletle ne ilgisi var, kasaların, içindeki milyon dolarların paralel devletle ne ilgisi var. Heralde bunları soracaklardır. Başbakan bu sorulara nasıl cevap verecek çok merak ediyorum. Sormazlarsa ayıp ederler. Buradan söylüyorum bu soruları sayın Başbakan'a mutlaka sorun. Biz de öğrenelim. Çete var diyor. Bakanlar kurulu çete, reisi de sensin zaten. Bunun için sana Başçalan diyorum.

Benzer olan İtalya'da oldu. Di Pietro çıktı ben yolsuzlukla savaşacağım dedi. Onunla röportaj yapıldı 6 konuda dikkati çekti. Bir diyor ki, savcılar sonuna kadar gitmeli demokrasiye darbe olur gitmezse. Bana da Amerikan ajanı dediler diyor. Orada hükümet bütün baskılara rağmen müdahale etmedi. Soruşturmalar ciddi hasar aldı diyor. Oysa soruşturmayı başlatan savcı soruşturma konusunda en derin bilgilere sahip kişidir diyor, onu görevden alırsanız hasar olur diyor. Türkiye'deki bu yer değiştirmeler soruşturmaya müthiş zarar veriyor, soruşturmaları durdurmak engellemek amacıyla yapılıyor. Bütün bunları emredenler yüksek suçlu zihinlerdir diyor. Yine Di Pietro diyor ki, İtalya'da da kutulardan paralar çıktı. Bunu önlemek için polisin hırsızdan hızlı olması lazım diyor. Bizde ne oldu? Yönetmelik değişikliği yaptık önce hırsıza haber verildi. Sonra polis gidecek. HSYK ile ilgili de şunu söylüyor. HSYK düzenlemesi ölüm vuruşu olur. Hırsız kendi hakimini seçemez diyor. Genel kurulda görüşülecek olan teklif yasalaşırsa devletin bir ayağı yok olmuş olacak. Adaleti artık yok sayabiliriz. Adalet aramak için şuna buna gitmeye de gerek yok. Adalet kavramına Allah rahmet eylesin diyeceğiz. Oysa adalet devletin temelidir. Adaleti yok ederseniz devleti de yok edersiniz.

Tarihte ilk kez biz adaleti yok etmek için özel bir yasayı parlamentoda görüşeceğiz. Di Pietro şunu söylüyor. Savcı ve polisler hizmetlerini umarım canlarıyla ödemezler. İtalya'da bazı savcı ve polisler öldürüldü zira.

Türkiye iyi bir noktada değil. Demokrasi kan kaybediyor. Her başbakan yolsuzlukların üzerine yürüdü. Hiçbir siyasi açıkça yolsuzluğun yanında yer almadı. Yolsuzluk yapanlar siyasi hayattan çekildi.

Hırsızların gözde, namusluların saklandığı bir rejimi yaratmış olursunuz. Namuslu insanlar suçlu konumuna gelecek. Böyle bir kültürü oluşturursunuz. Bu Türkiye'nin dünyadan kopması demek. Hiçbir ülkenin yasasında rüşvet ve yolsuzluk suç değildir diye bir hüküm yoktur. Bu gerçeği bilerek parlamentoda oturup karar vermemiz lazım. Yolsuzlukalrın üzerine kararlılıkla gitmeliyiz.

Evlatlıktan reddederim diyor. Yasalarda öyle bir ceza yok. Ben devletim cezayı ben veririm diyor. Sen oğlunu bağımsız mahkemelere ver onlar yargılasın. Sen oğlunu mahkemelerin önüne göndermediğin için ben sana Başçalan diyorum. Evlatlıktan reddederim diyor. Olur ya Bilal de çıkıp şunu dese. Ya baba sen bana helal haram öğretmedin. Kul hakkı öğretmedin. Beni harama teşvik ettin. Benim üzerimden pazarlık yaptım. Sen beni reddedeceğine ben sana "Senin gibi baba olur mu desem" daha doğru olmaz mı?

Ben bugüne kadar evladından hırsızlık gören baba görmedim diyordu. Hırsızlık babadan evlada geçer diyordu. Kendisini tanımlıyor aslında.

Değerli arkadaşlar, Adana'da TIR'lar habire yakalanıyor. Silah yüklü tırlar. Önceden insani yardım malzemesi diyorlardı. Bir devlet düşünün, insani yardım malzemesi götürse bunu saklar mı? Somaliye yardım götürüken alayı vala ile gazetecileri de götürmedin mi? Bunu da göster o zaman. Peynir, makarna, elbise çıkacak. Ama olay o olay değil. TIR'lar silah götürüyor, mühimmat götürüyor. Bunu eleştirdiğimde doğru değil dediğimde benim vatanseverliğimden şüphe ettiğini söylemiş. Edebilir. Kimin vatansever olup olmadığına millet karar verir. Ben bir gün cebimi doldurup Amerika'ya kaçmayacağım ama senden emin değilim. Ayrıca senin yatacak yerin de yok. Vatandaş elini cebine atarken bir başka el görürse mutlaka bilsin o el Recep'in elidir. MİT'in böyle bir görevi yok. Silah kaçakçılığı yapma görevi yok. Beni eleştirirken demiş ki, MİT kanununun 26. maddesini okusun.

Şimdi bütün vatandaşlarıma okuyorum. "MİT mensuplarının görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında, işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı haklarında soruşturma açılması Başbakan'ın iznine bağlıdır" diyor. Neden? Görevlerini yaparken.

MİT'in 4. maddesi görevleri açıklıyor.

A maddesi: Milli güvenlik istihbaratını oluşturmak ve istihbaratı c.başkanı, başbakan, g.kurmay başkanı ile gerekli kuruluşlara ulaştırmak. Silah kaçakçılığı var mı yok!

Bakanlıkların istihbarat ihtiyaçlarını karşılamak diyor. Burada da sorun yok.
Kamu kurum ve kuruluşlarının istihbarat faaliyetleri için tavsiyede bulunmak. Kamu kurum ve kuruluşlarını istihbarat ve karşı koyma faaliyetinde teknik konularad müşavirlik yapmak. Bir sorun yok. G. kurmay başkanlığınca TSK için lüzum görülecek haber ve istihbarat toplamak. MGK'da belirlenecek diğer görevleri yapmak. Son fıkra ise istihbarata karşı koymak.

Bir madde daha var. MİT'in bu görevler dışında görev verilemez. Bu teşkilat devletin güvenliğiyle ilgili hizmetlerden başka hizmet istikametlerine yönlendirilemez.

Başka bir görev verilemez diyor. Operasyonel bir görevi yoktur. İstihbaratı toplar devlete verir. Şimdi TIR... Benden habersiz aranamaz diyor. Diyelim ki sen eroincisin. Üç tane de MİT'çi buldun. Yükledin eroini götürüyorsun. Senden izin isteyecekler, izin vermeyeceksin. Böyle şey olur mu?

Savcıya ihbar geldiğinde savcı gider, durumu belgelendirir, varsa bir suç konusu bunu belirler ve belgeler. Sen izin verip vermemekte o zaman serbestsin. TIR aranmaz diye bir şey yok. Ya onun içinde insan kaçakçıları olsa. Eroin kaçakçıları varsa... Silah kaçırıyorlar. Sen Türkiye Cumhuriyetinin saygınlığını uluslar arası alanda tartışmaya açıyorsun. Hala ısrar ediyor. TıR'ın içinde ne olduğunu kimse bilmeyecekmiş. Ne demek kimse bilmeyecek...

Gelelim en önemli konuya. Rüşvet ve yolsuzluğun üzerine gidilmesi  herkesin namus borcudur. Hep şu söylenirdi. Dosyaları kapatmak istiyorlar. Ama elde veri yok. İzmir'de de bir operasyon yapıldı. Operasyon çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma ve nitelikli dolandırıcılık üzerine. Deliller toplanıyor. 6 Ocak 2014'te yetkili mahkemeden bir karar alınıyor. Arama yapılacak yerler belirleniyor. Şüphelilerin yakalanması isteniyor. 6 Ocak 2014'te mahkeme kararı gereği yapılmak üzere emniyete gönderiliyor. Tutanaktan okuyorum. Başsavcının tutanağı bu. Mahkeme tarafından verilen kararlar, mesai sonrasına kalmış, kararların emniyete icra için gönderilmesinden sonra, 6 Ocak 2014 tarihinde saat 19.38'de evimde bulunduğum sırada, müsteşarlık makamından, adalet bakanlığından telefonumu arayan sekreter, sayın müsteşar Kenan İpek'in benle görüşmek istediğini iletti. Hal hatır sorduktan sonra sözü yürütülen soruşturma evrakına getirip içöerğini sordu. Bilgi verdim. Bunun üzerine bu soruşturmanın derhal durdurulmasını, ilgili cumhuriyet savcısının değiştirilmesini istedi. Makamda beklediğini, sonucun kendisine bildirilmesini istedi. Cevaben kendisine, hukuk ve yasalara aykırı bir işlem olmadığını izah etmeme rağmen. Israrcı oldu. Dört dakikalık görüşme sonrası, tekrar soruşturmayı durdurmamı, mahkeme kararını kolluktan geri istememi ve cumhuriyet savcısını değiştirmemi istedi. Daha sonra beni tekrar 22.31'de, aynı şekilde müsteşar bey arayarak ne yaptığımı sordu. Ben de yapılan işlemin hukuk kuralları çerçevesinde olduğunu, müdaheleyi gerektirir bir durumun bulunmadığını nezaketle izah etmeye çalışmama rağmen. Bana hitaben, "Bu saatte git cumhuriyet savcısını değiştir. Tüm kararları iptal et, bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız diyerek telefonu kapattı. Cumuhriyet başsavcılğımızca yapılan bu işlemlerde hukuka aykırı bir işlem görmediğimden bu talepleri yerine getirmedim"

Tutanak bu arkadaşlar. HSYK'ya gittim. Şimdi AKP'ye oy veren bütün yurttaşlarıma sesleniyorum. Vicdanınız el veriyorsa bir yolsuzluk soruşturmasının kapatılmasına evet kapatılsın diyorsanız. Söyleyecek sözüm yok. Ama demiyorsanız ayın 30'unda sandık önünüze gelecek. Yolsuzluğa hep beraber dur diyelim. Kul hakkı yiyenlere hep beraber dur diyelim.

İşte yolsuzlukla böyle mücadele ediyorlar. Bu adalet bakanına sesleniyorum. Sen o müsteşarı yerinde tutacak mısın? Yerinde tutuyorsan o işin sorumlusu sensin. Zaten bir müsteşar bakandan talimat almadan böyle bir işlem yapmaz. Böyle bir talimat siyasi otoriteden gelmezse dosyayı kapat savcıyı görevden al sonucunu bana bildir yoksa sonucuna katlanırsın diyemez. HSYK'nın kanun teklifi geçerse bunların tamamı gerçek olacak. Bir talimatla yargı şekillendirilmiş olacak.

www.aksiyonhaber.com

Bu haber toplam 883 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim