• BIST 104.452
  • Altın 145,974
  • Dolar 3,5123
  • Euro 4,1810
  • İstanbul 24 °C
  • Ankara 32 °C

Kılıçdaroğlu: Sen de abin gibi işe yaramaz bir adamsın

Kılıçdaroğlu: Sen de abin gibi işe yaramaz bir adamsın
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, Erdoğan ve Davutoğlu'na sert sözlerle yüklendi.

Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından satır başları:

Parlamenter sistemi toptan kaldıracağım ve başka bir sistem getireceğim arayışına CHP olarak asla ve asla izin vermeyeceğiz. 

Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı... Eğer yargı bağımsız ve tarafsızsa orada demokrasi vardır. 

Yargıya güvensizliği yaratan biz değiliz. Bunu yaratan sizin arkadaşlarınızdı. Ben Ergenekon yargıçlarına şunu söylemiştim. İlerde benim babam yargıçtı diyebilecek bir mirası çocuklarınıza bırakamadınız. Çünkü onlar utanacaklar babam Ergenekon hakimiydi diyemeyecekler. 

Parlamenter sisteme sahip çıkmak milli egemenliğe sahip çıkmaktır.


200 yıllık bir parlamenter sistemi deneyimimiz var. Bu ülkenin aydınlarına büyük görev düşüyor. 

Havuz medyasına seslenmiyorum. Onlar havuzda kendi alemlerini yaşıyor. Bankadan paralar geliyor, evler arabalar yalılar katlar gidiyor zaten orada. 

Parlamentonun bir görevi de yürütme organını denetlemektir. Yürütme parlamentoyu arka bahçesi haline getiremez. 

Milletin anasına bu kadar küfretti hala niye onu koruyorsunuz. Hangi gerekçeyle koruyorsunuz.

Tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyan biziz. AYM'ye başvurduk. Şimdi diyor ki demokrasinin özgürlüğü güvencesi benim diyor. Özgürlüğün teminatıymış beyefendi. Özgürlüğün teminatıysan millet internete giriyor, sen o vatandaşı niye izliyorsun? Niye böyle bir yetki alıyorsun? 

Abdülhamit dönemine geri döneceğiz. Sevgili yurttaşlarım senin özgürlük güvenceni başka yerde arama. Senin güvencen Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Bunun için de AYM'ye gittik, AYM bizi haklı buldu ve iptal etti. 

Ortadoğu'da yaşananları biliyoruz. Kan gövdeyi götürüyor. Hepimizin yüreği ağzında. Oysa 2002'de böyle bir olay yoktu. İktidarı devraldıklarında ne terör ne Ortadoğu bataklığı vardı. Huzurlu bir Türkiye vardı. Geldikleri nokta kan gölü bir Ortadoğu ve bunu Türkiye'ye ithal eden bir iktidar. 

Bir tezkere getirdiler hayır dedik. Gerekçemiz çok açıktı. Sözcülerimiz çıktılar, TBMM kürsüsünde bunu açıkladılar. Şimdi hepimizin her gün televizyondan izlediği Kobani olayı var. Orada masumlar öldürülüyor. Biz bu olaya çözüm üretelim dedik. Kobani ile ilgili özel bir görüş kaleme aldık ve bunu ben bir basın toplantısında açıkladım. Pek çok kanaldan olumlu olumsuz tepkiler geldi. Olumsuz tepkiler için şunu söylemek isterim. 

1. Kobani neden önemli? Bizim tezkeremizin ana amacı nedir? Bizim görüşün ana amacı nedir? Diyorlar ki Kobani'de siviller kalmadı, PKK unsurları var. Dünyadan haberi olmayanların söylemidir bu. 10 Ekim 2014, bundan dört gün önce BM Suriye özel temsilcisi dedi ki, "Çocuk ve yaşlı dahil yüzlerce sivilin kentin içinde olduğu, 10 ile 13 bin kişinin de Türkiye sınırı ile Kobani arasında olduğu biliniyor. BM diyor ki IŞİD'in eline geçerse Kobani Srebrenitza'ya benzer bir katliam yaşanabilir. 

Orada yaşayanların akrabaları Türkiye'de... Eğer bir katliam olursa o katliama kayıtsız kalınmaz. Bosna Hersek'e başka yerlere de kayıtsız kalmadık. Buna da kayıtsız kalamayız. Kadın ve çocukların gözümüzün önünde öldürüldüğü bir dönemde sessiz kalırsak Türkiye büyük imaj kaybeder. Biz güçlü bir devletiz. İnsan hakları ihlallerine karşı sesimizi çıkarmak zorundayız. 

2.'si, Kobani Türkiye'nin güvenliği açısından önemlidir. Eğer IŞİD KObani'yi alırsa 400 kilometrelik bir sınır komşumuz IŞİD olacak. Bir terör örgütüyle komşu olacağız. PKK terör örgütünü Kuzey Irak'ta neler yaptığı malum. Şimdi 400 Km'lik bir hat daha açılacak. Başta bunu engelleyemezseniz sonra hiç engelleyemezsiniz. Biz ülkemizi seviyoruz. Kan akmasın istiyoruz. 

Bir başka önemli nokta... Kobani Suriye için de çok önemli. Biz Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunmuyor muyuz? Irak'ı savunmuyor muyuz? BM kararlarında bu var mı, var... Eğer Suriye parçalanırsa IŞİD yerleşirse, o zaman terörle iç içe bir yapı ortaya çıkar. Suriye'deki kargaşa mutlaka Türkiye'ye de sıçrayacaktır. 

Kobani Ortadoğu için de çok önemlidir. IŞİD terör örgütünün at koşturması kolay ve doğru bir iş mi? Buna hep beraber itiraz etmeliyiz. Biz öneride bulunduk olur veya olmaz. Ama önerimizin çok haklı olduğu ortaya çıktı ki, yukarıdan aşağıya kadar, Bremen mızıkacıları gibi bizim önerimizin yanlışlığını anlatmaya başladılar. 

Terör kimden gelirse gelsin ona karşı durmak bir insanlık görevidir. İster IŞİD'den ister PKK'dan... Mücadele etmek bizim görevimizdir. 

Bizim önerimizde yabancı asker, işgal yok... İnsani amaçlarla gidiyoruz. Oradaki akrabaları korumak için. Bizim önerimizde tampoın bölge ve uçuşa yasak bölge yok. Bugün sayın Devlet Bahçeli bizim önerimize karşı çıkmış. Bunu anlarım ama anlamadığım şu. Kendisinin onay verdiği tezkereye bilerek mi evet dedi? Merak ediyorum... Neden biliyor musunuz? Bu ülkeye yabancı asker postalının gelmesine CHP olarak karşıyız... 

Biz hiç buna evet demedik. Ama Bahçeli sen evet dedin. Farkında mısın?

2, biz Suriye'nin toprak bütünlüğünü savunduk. Biz tampon bölgeye karşı çıktık, uçuşa yasak önerisine karşı çıktık. Sen bunlara evet dedin, tezkereye evet dedin. 

AKP ne zaman sıkışsa koltuk değneği hazırdır. Biliyorsunuz, ben de biliyorum. Şimdi diyecekler ki, efendim biz ona PKK için evet dedik. Geçiniz onları. PKK için yabancı askere ihtiyaç mı var? Tampon bölgeye, uçuşa yasak bölgeye ihtiyaç mı var? Geçiniz onları. Bizim milliyetçiliğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Biz ülke çıkarlarını savunuruz. Geleceği düşünerek savunuruz. 

Bizim önerimiz Milli tezkeredir. Yabancı asker istemiyoruz. Dersini vereceğiz ve ülkemize geri döneceğiz. İşgal de yok bizde. Büyük Türkiye'nin yeri geldiği zaman teröre ders verebileceği bir tezkeredir o. 

Önerimize ilk tepki, Ahmet beyden geldi. Diyor ki, "Senin aklına ihtiyacımız yok, sen yeter ki sus"...

Başbakanlık koltuğunda oturan birisi bunu diyorsa, ergenlik çağındaki bir çocuk düşüncesiyle konuşuyordur. Yetişkin ve akllı bir insanın dili böyle olmaz. 

Bizim kültürümüzde akıl akıldan üstündür diye bir atasözü var. Aklı önceliyor. Kim çevreyi iyi sorguluyor, kim biliyor ben onunla oturup konuşacağım... Hiçbir şey bilmiyorsanız koca Veysel'in güzel bir şiiri var. Koyun kurt ile gezerdi fikirler başka başka olmasa... Farklı fikirler olacak. Sen ülkeyi yönetiyorsun. Ne demek susun?

Mevlana'dan da bir parça okuyum. Madem ki köle değilsin, Padişah gibi seslen, görüşlerini istediğin gibi söyle diyor Mevlana... O ise bana sus diyor. 

Bizim inancımızda "Al düşünceli sakla konuşma" diye bir düşünce yok. Tam tersine istişare kültürü var. Meşveret yapacağız. Onlar işlerini istişare ederek yaparlar diyor. Bizim inancımızda var bu. Eğer siz bu ilkleleri görmezden geliyorsanız ben sizin inancınızı sorgularım. Bunu söyleyen bir kişinin kafasında demokrasinin yeri yoktur. 

Ben konuşunca o rahatsız oluyor. Doğrulardan rahatsız oluyor. Zaten ben konuşuyorum ki sen rahatsız ol. Sen doğruları bul diye konuşuyorum. 

Sevgili Peygamberimiz diyor ki, "İnsanı pişman eden kendi görüşlerindeki ısrarıdır. Akıllıya danışıp onu dinleyen doğruyu bulur, dinlemeyen pişman olur".

Ben söylerim, kabul edersin veya etmezsin. Ama sen yanlış yapıyorsun. O zaman benim sorgulama hakkım var. Ben sorgulamazsam görevimi yerine getirmemiş olurum. Bizim aklımıza ihtiyaçları yokmuş. 

Ben de dedim ki, biz neler söyledik bi çıkarın bakalım. Çıkarmışlar...

10 Ağustos 2011: Suriye Arap dünyasının sıradan bir ülkesi değil. Bir Irak gibi değildir. Kilit ülkedir. Oradaki huzursuzluk Türkiye'ye yansır. Dış politika romantizim üzerine kurulamaz. 

Haklı mıyız? Haklıyız... Biz bunları söyledik. Bugün geldiğimiz nokta, oradaki kargaşa buraya sıçradı. 

4 Aralık 2011: Bir başka ülkede olay çıkaran silahlı grupların Türkiye topraklarında eğitilmesi doğru değil. 

Yabancı militanları Türkiye'de eğitiyorsunuz, git orada Müslümanları öldür diyorsunuz. Biz bunu eleştirdik. Haklı mıyız? Haklıyız. 

Bunu yapmayın Türkiye zarar görür dedik ama yaptılar. Reyhanlı'da vatandaşlarımız öldü, Cilvegözü'nde öldü. Siyaseten sorumluları bunlardır. 

 

IŞİD'e destek vermeyin dedik. Ahmet bey çıktı dedi ki.. IŞİD'e destek veriyorsunuz demek vatana ihanettir belge göster vesaire vesaire...

IŞİD'e destek verdiklerini bütün dünya biliyor. Belge mi istiyorsun... Sayın Ahmet Davutoğlu al sana belge... Cumhuriyet başsavclığı Adana... Bir savcının ifadesi bu: Terör örgütlerine silah gönderildiğine dair. Bir başka resmi belge. Bu da arkadaşlar silahları götüren şoförlerin ifadeleri. Hangi belgeden söz ediyorsun. Şimdi göstermezsen ihanettir demişti. Şİmdi soruyorum kim vatana ihanet ediyor Sevgili Ahmet bey!

Biz TIR'larla insani yardım gönderiyoduk diyorlar. Erdoğan somaliye gitti insani yardım malzemesi götürdü. Götürürken bir sürü insanı da götürdü alayı vala ile götürdüler. Madem insani yardım, bu tırların içindeki silahlar kime gidiyor? Niye gizliyorsun? Mahkemeye neden basın yasağı koyuyorsun. Bunların yayınlanması yasak. Hani insani yardımdı. 

Efendim onları Türkmenlere gönderiyormuş. Türkmenler diyor ki, "Vallahi biz hiçbir şey almadık".

IŞİD'in elindeki silahlar Recep Tayyip Erdoğan ve arkadşalarının Davutoğlu marifetiyle gönderdiği silahlardır. Herkes bunu bilsin. 

Bütün dünya biliyor. Herkes biliyor. Ama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları öğrenmesin istiyorlar. Yoksa bütün dünya biliyor. 

IŞİD petrol satıyor. Günde 2 buçuk milyon dolar kazanıyor. Kime satıyor bunu? Türkiye'de Eleman devşiren büroları var. Birisi Ankara'da... Belki diyecekler ki gene aklına ihtiyacımız yok. Konya Müftüsü demiş ki, Prof. Dr Ali Akpınar, 4 gün önce demiş, "Konyadan yüz kişi gidip IŞİD'e katıldı 10 15'i öldü diyor".

Peki sen Başbakan değil misin? Sen ne yapıyorsun? Bu militanlar oraya giderken sen armut mu topluyordun? Sadece bu mu hayır. IŞİD'in hücreleri de var. İstanbul'da toplantı yapıyorlar, gıyabi cenaze namazı kıldırıyorlar, Üniversitede ellerinde palalarla saldırıyorlar. Hükümet hala belge istiyor. Belgenin ötesine geçtik artık. 

Yurt dışından gelip Türkiye üzerinden IŞİD'e katılan binlerce kişi var. İstanbul'a indik, Antep'e gittik bizi karşıladılar eğittiler silah verdiler diyorlar. Kendi seslerinden bunları görebilirsiniz. Orada yaralanan IŞİD militanları Türkiye'ye getirilip tedavi ediliyor. En son ABD başkan yardımcısı Bİden söyledi. Özel bir sözü açıkladığı için özür diledi. Yalan söylediği için değil. Yalan söyleyen bulunduğu makamda oturamaz. Herkesin bildiği olaylar bunlar. 

Bunlar IŞİD'e destek var mı yok gösteriyor. 

6 Şubat 2012'de dedik ki, bir uluslararası Suriye toplantısı yapalım. Pek çok tarafı çağıralım çözüm önerelim dedik. Bizim önerimizi kabul etmediler. Bir süre sonra, 15 gün sonra aynı öneriyi Rusya yaptı tıpış tıpış gidip katıldılar. 

TBMM'de bir öneri yaptık. Suriye konusunda gelin ortak deklarasyon yayınlayalım dedik. Bütün dünya bilsin dedik. Barış için çağrımız duyulsun. TBMM'de AKP grubuna bu çağrıyı yaptık kabul etmediler. 

Sonunda bütün dünyada AKP hükümeti yalnız kaldı. 

28 Ağustos 2012'de olaylar gittikçe büyüyordu. Erdoğan'a bir mektup yolladım ve iç savaş uyarısı yaptım. 

Suriye parçalanma sürecine girmektedir, bunalımın ülke dışına taşmasına izin verilmemeli dedik. Tam tersine yüz binlerce suriyeli şu anda Türkiye'de... Yazık günah değil mi bu insanlara...

TBMM'yi olağanüstü toplayarak bir konferans düzenleyelim dedik. Uluslararası barış gücü oluşturulsun dedik. Bunların hiçbiri olmadı. 

Biz şucu veya bucu değiliz. Efendim siz Esad'ı destekliyorsunuz diyorlar. Bunların hepsi hikaye. Biz sadece kan akmasın istiyoruz. Biz iç savaşı körüklemiyoruz. Türkiye'ye yakışan budur. Bunu hep savunduk ve savunmaya da devam edeceğiz. 

Benim aklıma ihtiyaç duysalardı bugün Türkiye ortadoğu bataklığında olmazdı. Dış politika mezhep eksenli olmazdı. Benim aklıma itibar etselerdi yüz binlerce Suriyeli çocuk perişan olmazdı. Türkiye terör örgütlerine destek veren bir ülke konumunda olmazdı. 

Türkiye barışın temsilcisi olurdu, sözü dinlenen bir ülke olurdu. Şimdi tam tersine kargaşa yaratan bir ülke olduk. 

Benim aklıma ihtiyaç duyup duymaman önemli değil. O senin aklının kapasitesine bağlı bir olay ben ise kendi ülkemin perişan olmamasını istiyorum. Benim aklımı dinleseydin başka bir ülkenin iç işlerine karışmazdın. Yarın başka bir ülke bizim içişlerimize karışırsa ne söyleyeceksin?

Türkiye'de bu kadar kan akmazdı eğer benim aklımı dinleseydin. Sözlerimi tutsaydın ne Reyhanlı ne Cilvegözü olurdu... Bütün bunların hepsini düşünmek zorundayız. 

Sayın Davutoğlu gazetelerin yayın yönetmenlerini topladı. Onlara başbakan olduğunu hatırlattı. Muhalefete de çağrı yaptı. Muhatabınız benim dedi. 

Diyor ki Davutoğlu," Cumhurbaşkanı partiler üstüdür, muhatabınız başbakandır". Dediği doğru ama önce sen bi başbakanlığını kanıtla bakalım. Seni başbakan tanımayan kişi ben değilim, senin üstündeki abin seni başbakan olarak görmüyor. Ben sana görevini hatırlatıyorum. Başbakanlık koltuğunda otur ve görevini yap diyorum. 

Diyorsun ki muhatabın benim. Seni muhatab alacağız da senin abin diyor ki beni muhatap alın. Onu zaten ben başbakan yaptım istediğim zaman defterden silerim diyor. Sen kişiliğini bir kanıtla bakalım. 

Cumhurbaşkanı partiler üstüdür diye buyurmuş. Tarafsızdır diyor. Günaydın. Son bir haftadır böyle bir şey kalmadı. Biz yemin törenine katılmayarak ne kadar doğru yaptık ortaya çıkıyor. Çünkü hayatı boyunca yalan söylemiş birinin TBMM kürsüsünden yalan söylemesini kabullenmeedik. Tarafsız olacağına dair namusu ve şerefi üzerine and içti. Ben merak ediyorum bu namus ve şeref kavramı bu kadar ucuz mu?

Namus ve şeref çok önemlidir. Yemin etmişsin sen tarafsız olacaksın. Şimdi ben sormaz mıyım, hangi namustan hangi şereften söz ediyorsun sen?

Bu tepkiyi benim değil Davutoğlu'nun göstermesi lazım. Yahu sayın Cumhurbaşkanı sen tarafsızsın demesi lazım. TOKİ konutlarını başbakan olarak benim açmam lazım demem lazım. Diyemiyor... O bir ara celallendi Ortadoğu'ya bataklık diyemezsiniz dedi. Allah'ın hikmeti tabi Sayın Erdoğan da Ortadoğu bataklığı diyince dedim ona da tepki gösterecek heralde. Gösteremez efendim. Koltuğunu ona borçlu. 

Açık net söylüyorum, gerçek anlamda ne cumhurbaşanlığı koltuğu ne de başbakanlığı koltuğu var... İkisi de şu anda fiilen boştur!

Muhatap alıp bir soru soralım. Ey Davutoğlu bu Musul başkonsolosluğunu neden önlem alıp boşaltmadın? Talimatı kim verdi? 49 kişi rehine kaldı. Sen bu talimatı veren kişiyi bulup çıkardın mı? Eğer başbakan isen benim bu soruma cevap verdiğin zaman söz veriyorum seni muhatap alacağım. Eğer yapmıyorsan kusura bakma sen de abin gibi işe yaramaz bir adamsın. 

Bu haber toplam 511 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim