• BIST 106.926
  • Altın 151,429
  • Dolar 3,6718
  • Euro 4,3287
  • İstanbul 18 °C
  • Ankara 9 °C

IŞİD nasıl büyüdü?

IŞİD nasıl büyüdü?
Irak Şam İslam Devleti, özellikle Irak’taki hızlı ilerleyişiyle tüm dünyanın dikkatini çekti.Ortadoğu’nun gelmiş geçmiş en tehlikeli örgütlerinden IŞİD’in bu yükselişi nasıl oldu?


Irak Şam İslam Devleti, özellikle Irak’taki hızlı ilerleyişiyle tüm dünyanın dikkatini üzerine çekti. Örgütün, Suriye ve Irak’ta ele geçirdiği topraklar dünya liderlerini alarma geçirdi. Peki, Ortadoğu ’nun gelmiş geçmiş en tehlikeli örgütlerinden IŞİD’in bu yükselişi nasıl oldu?

Bu sorunun cevabının kolay olmadığını ifade eden uzmanlar, herhangi bir grubun veya liderin tek başına sorumlu tutulamayacağının altını çiziyor. Irak ve Suriye hükümetlerinin azımsanamayacak rollerinin yanı sıra, ABD ve İran’ın da IŞİD üzerindeki etkisine dikkat çekiliyor. İşte, IŞİD’in yükselişinde etkili olan başlıca ülke ve liderler:

1.Irak eski başbakanı Nuri el-Maliki: Uzmanlar, en büyük sorumluluğun Irak’ın eski Başbakanı Nuri el-Maliki’de olduğunu belirtiyor. Kendi partisinin de desteğini kaybeden Maliki, 2006’dan bu yana ülkeyi otoriter bir şekilde yönetiyor. İktidarı boyunca, lideri olduğu hükümetin Sünnileri dışladığı bilinirken, Şiilerin kayırıldığı vurgulanıyor. Bu durum, IŞİD’in yükselişindeki en önemli faktör olarak öne çıkıyor. Buna göre, Maliki’nin IŞİD’in Suriye ve Irak’taki ilerleyişine yol açan kararlarından birkaçı şu şekilde: Irak’ın terör karşıtı yasalarını Sünni muhalifleri tutuklamak için kullanmak, Saddam dönemi yetkililerinin göreve gelmesini engelleyen yasaları Sünnilerin hükümet ve orduda yükselişini durdurmak için kullanmak, hükümet karşıtı barışçıl gösteri düzenleyen Sünnilere karşı öldürücü güç kullanmak, Irak işgali sonrası Sünnileri öldüren hükümet dışı Şii milislerle işbirliği yapmak.

Ortadoğu uzmanları, Maliki’nin IŞİD’e “desteği”nin tüm bu kararlarıyla da bitmediğinin altını çiziyor. Tüm bunlar birlikte ele alındığında, Iraklı Sünnilerin, Irak hükümetinin kendilerine hiçbir zaman eşit davranmayacağına inanması da IŞİD’e katılımın artmasında önemli rol oynuyor. Bu durumda IŞİD, hükümetin otoriter rejimine maruz kalmış Sünniler için“hükümetle kıyaslandığında daha çekici bir alternatif” olarak öne çıkıyor. Iraklı politikacılar arasında Şii-Sünni çatışmasını körükleyen tek kişi Maliki de değil. Üst düzey Iraklı Şii yetkililerin de Maliki kadar Sünnilere “düşman olduğu” ifade ediliyor.

2.Irak ve Suriye’deki Sünni çevreler: Uzmanlar, El Kaide’yle mücadelede, örgütlerin halk desteği olmadan büyüyemeyeceğini öğrendiklerini belirtiyor. Dolayısıyla, kimi Sünni çevreler tarafından IŞİD’e verilen örtülü desteğin, örgütün ayakta kalmasına yardımcı olduğunun altı çiziliyor. Irak’taki Sünnilerin tamamının örgüte destek vermediğinin aşikar olduğunu ifade eden uzmanlar, bu durumun göstergesi olarak IŞİD’in ilerleyişinden kaçan Sünnileri işaret ediyor. Sünnilerin desteğinin bir kısmının Irak hükümetinin bir önceki maddede sıralanan politikalarından kaynaklandığı düşünülüyor.

ABD’deki Georgetown Üniversitesi’nden Shireen Hunter'ın konu hakkındaki görüşleri şöyle: “Irak’ın problemlerinin arkasındaki en önemli neden, ülkedeki Sünni Arapların ve onun Sünni komşularının, çoğunlukta olan Şiilerin hükümetiyle uzlaşmaya varamaması. En başından beri Iraklı Sünnilerin amacı Şiilerin ülkeyi yönetemeyeceğini göstermekti. Sünniler siyasî liderlik ve yönetimi doğuştan bir hak olarak görüyor ve Şiileri bu sebeple istemiyorlar."

Hunter, Saddam döneminde iktidarda olmak isteyen Sünnilerin, bugün de aynı isteği sürdürdüğünü dile getirdi. Benzer bir durumun Suriye’de de olduğunu belirten uzmanlar, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın liderliğine dikkat çekiyor. Buna göre, Esad da liderliği boyunca Sünnileri dışlamak için birçok politika kullandı.

3.ABD: ABD’nin, IŞİD’in yükselişinde oynadığı en önemli rolün 2003’teki Irak işgali olduğu ifade ediliyor. ABD’nin Irak’a müdahale etmesiyle mezhep savaşını körüklediği ve El Kaide’nin yükselişine “ön ayak olduğu” belirtiliyor. ABD’nin Irak işgalinin gerçekleşmediği bir senaryoda, El Kaide’nin güçlenmemiş ve dolayısıyla bünyesinden IŞİD gibi bir örgütün çıkmamış olacağı sıklıkla dile getiriliyor.

Öte yandan, uzmanlara göre, ABD’nin askerlerini Irak’tan çekmesi IŞİD’e destek oldu, ancak örgüte, işgalin kendisi kadar katkı sağlamadı. ABD’nin Irak’ta bir birlik bırakmasının IŞİD’in Haziran’daki yükselişini engellemiş olacağını düşünen bir grup uzman, bununla birlikte Suriye’de IŞİD’in bombalanmasının da örgütün gücünü kıracağına inanıyor. Ne var ki, IŞİD’in iki ülkedeki yükselişinin iki nedeninin - Irak iç politikası ve Suriye İç Savaşı – ABD müdahalesiyle çözülemeyeceğinde de birçok yetkili isim hemfikir.

4.Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad: Kağıt üzerinde, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın IŞİD’in en büyük düşmanlarından biri olması gerekiyor; sonuçta IŞİD Sünni radikal bir örgüt. Esad Suriye’deki kontrolünü yeniden sağlamaya çalışıyor ve IŞİD ülkenin önemli bir kısmını elinde tutuyor. Ancak bir teoriye göre, Esad, ABD gibi dış güçlerin kendisine karşı destek vereceğini bildiği ılımlı örgütleri marjinalleştirdi ve bunu IŞİD’i kasten besleyerek ya da en azından örtülü şekilde örgütün yükselişine izin vererek yaptı. Bu teoriyi savunanlar, Suriye lideri ve IŞİD’in gizli bir anlaşma yaptığını düşünüyor: IŞİD, Suriye’nin belirli bölümlerinde geçici olarak hüküm sürerken, Esad diğer düşmanlarını zayıflatıyor. Uzmanlar, Esad’ın bu yöntemle muhalifleri bölebildiğini ve dünyayı, kendisi ve IŞİD arasında bir tercih yapmak zorunda bırakabildiğini iddia ediyor.

Suriyeli gazeteci Hassan Hassan, “IŞİD Rakka’yı ele geçirdiğinde, rejimin diğer bölgelerde uyguladığı politikası olan gece ve gündüz bomba yağdırmasını burada uygulamaması dikkat çekici” diyerek IŞİD ve Esad arasında bir anlaşma olduğunu düşündüğünü belirtti. Buna göre, Esad IŞİD’le mücadele etmedi çünkü örgütün varlığı, kendisine Batı tarafından yapılacak olası müdahale ihtimalini azalttı. İddialara göre, Esad IŞİD’in ele geçirdiği topraklara, tıpkı diğer muhaliflere yaptığı saldırıları yapsaydı, örgüt bu kadar güçlenemezdi.

5.İran: Suriye’nin müttefiki ve Esad’a en çok yardım eden hükümet olsa da, İran IŞİD’e karşı savaşta birçok ülkeye göre çok daha ciddi gözüküyor. İran, örgüte karşı mücadele eden Irak’a, Devrim Muhafızları Kudüs Kuvvetleri Komutanı Kasım Süleymani’nin savaş taktikleri konusundaki yardımları da dahil olmak üzere askerî destek sağlıyor.

Ancak ABD’ye benzer olarak, İran istemsiz de olsa IŞİD’in hem Irak’ta hem de Suriye’deki yükselişinde önemli bir rol oynadı. ABD’nin işgali ardından Maliki’nin en büyük destekçisi olan İran’ın, 2010 seçimlerinin ardından Irak koalisyonuna Maliki’nin tarafını tutmaları için baskı yaptığı biliniyor (ABD de bu süreçte Maliki’nin güçlenmesine yardımcı olmuştu). Aynı zamanda İran, Irak’taki Mukteda el Sadr’ın kurucusu olduğu Mehdi Ordusu ve Bedir Tugayı gibi katı Şii gruplara da destek verdi. Tıpkı Maliki gibi bu gruplar da Sünnilerin Irak hükümetinden uzaklaşmasına neden oldu.

İran hem doğrudan askerî birlikleri, hem de dolaylı yoldan Lübnanlı örgüt Hizbullah’la Esad’ın yanında Suriye’ye müdahale etti. 2012’de, Esad’ın hükümetten düşeceğine kesin gözüyle bakılırken, İran binlerce askerini, Hizbullah savaşçılarını ve Iraklı Şii milisleri Esad’la birlikte savaşmaları için Suriye’ye gönderdi. Bunlara ek olarak, İran’dan Suriye’ye yüklü miktarda silah ve 7 milyon dolarlık ödünç para aktarıldı. Uzmanlar, İran’ın Esad’ı “kurtarmış” olabileceğini belirtirken ülkenin, Suriye Devlet Başkanı’nın örgütleri radikalleştirmesine de katkı sağladığını ifade ediyor.

6.Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt: IŞİD’in zenginliğinin büyük bir kısmı petrol geliri ve düzenli haraçtan oluşuyor. Ne var ki, 2011 ve 2012’de IŞİD’in bu derece çok para kazanma yöntemlerine sahip olmadığı biliniyor; o yıllarda örgüt, başta Suudi Arabistan, Katar ve Kuveyt olmak üzere Körfez monarşileri tarafından finanse ediliyordu. Uzmanlar bu durumun, Körfez ülkelerinin radikal cihatçı örgütle aynı dünya görüşüne sahip olması nedeniyle ortaya çıkmadığını belirtiyor; Esad rejimi ve İran’dan “nefret eden” ülkeler, Esad’ın düşmanlarını finanse etmek istedi. Soğuk Savaş’ın ABD’nin, Sovyetler Birliği’ne karşı oldukları için aşırı sağcı milislere ve hükümetlere destek vermesine yol açtığı gibi, bu zengin Körfez ülkeleri de kendilerini dolaylı yoldan İran ve Esad arasında yaşanan temsili savaşta IŞİD’e yardım ederken buldu.

The Daily Beast’ten Josh Rogin, IŞİD’in ilk zamanlarında ellerine geçen paranın Körfez ülkelerindeki zenginlerden geldiğini belirtiyor. Yakın zamana kadar, IŞİD tehdidinin kapsamının genişliği netleşmeden önce, bu ülkelerin para aklama konusunda olağanüstü zayıf yasaları bulunuyordu. Bu da özel bağışçıların ufak yaptırımlarla Suriye’deki muhalif gruplara ve IŞİD’e para aktarmasına izin veriyordu. Şu anda bu ülkelerin hiçbiri IŞİD’e yardım ettiğini kabul etmek istemiyor. Atlantic’teki yazısında, üst düzey Katarlı bir yetkilinin açıklamalarına yer veren Steve Clemons, “IŞİD, bir Suudi projesidir” diyor. Katarlılar, yalnızca El Nusra Cephesi’ne destek verdiklerini kabul ediyor. Ne var ki, bu örgütler arasında finansman ve silah sevkiyatının mümkün olduğu biliniyor. Uzmanlara göre en bariz durum, IŞİD’in paraya en fazla ihtiyaç duyduğu zamanda Suudi, Katarlı ve Kuveytli bağışçıların Suriyeli muhaliflere para aktardığı ve bunu paranın kimin eline geçeceğini umursamadan yaptığı.

(ÇEVİRİ: NEŞE İDİL)

Bu haber toplam 255 defa okunmuştur
Etiketler: , ,
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim