• BIST 109.330
  • Altın 155,910
  • Dolar 3,8589
  • Euro 4,5402
  • İstanbul 7 °C
  • Ankara 8 °C

Erdoğan: Hoca görünümünde Lawrence'lar var

Erdoğan: Hoca görünümünde Lawrence'lar var
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Marmara Üniversitesi akademik yıl açılış töreninde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Marmara Üniversitesi akademik yıl açılış töreninde konuşma yaptı. Erdoğan konuşmasında HSYK seçimleri ve Kobani olayları ile ilgili önemli detaylara değindi. 
 
Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:
 
Oldukça büyük bir heyecan yaşıyorum. 1973'te İstanbul İmam Hatip lisesinden mezun olmuştum. Futbola çok meraklıydım. Ama aynı zamanda üniversiteye gitmeyi de çok arzuluyordum. O günün şartlarında imam hatipte okuyup da üniversiteye girmek pek mümkün değildi. Şartlar çok zordu. Almıyorlardı. Gittik bir de Eyüp Lisesi'ne... Adı fark dersleri ama aslında o dersleri alıyorduk. Eyüp Lisesi'ni bitirerek Aksaray İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi, Vatan caddesinde ara sokak diyebileceğimiz yerde okumaya başladık. Koşullar çok zordu.  1981 yılında mezun oldum. Bizim mezuniyetimizden bir yıl sonra 1982 yılında Marmara üniversitesi adını aldı. Emin beyle de aynı sınıfta okuduk. O zamanlar Ahmet Davutoğlu hocamız da asistanlık dönemini geçiriyordu. Böyle bir yapının içindeydik. 
Genç bir mezun olarak ayrıldığım Marmara üniversitesine halk tarafından seçilmiş ilk Cumhurbaşkanı olarak geldim bundan dolayı heyecanımı gizlemekte zorlanıyorum. 
Marmara Ünviersitesi çok sayıda siyasetçi, bilim adamı ve sanatçı yetiştirdi. Çok nitelikli kişiler yetiştirdi. Marmara Üniversitesi bir de Cumhurbaşkanı yetiştirdi. Bunu bir iftihar vesilesi olarak görüyorum. Bizi bu makama oylarıyla getiren aziz milletimize olduğu kadar üniversitemize ve değerli hocalarmıza da mahcup olmayacka ve yüzünüzü kara çıkartmayacağım. 

Emeği geçen hocalarımdan, vefat etmiş olanları rahmet ve minnetle yad ediyor, hayatta olanlarına da uzun sağlıklı bir hayat temenni ediyorum. 

Dün Sivas'ta çevik kuvvet polislerimimzi taşıyan otobüsün kaza yapması neticesinde polislerimizi, Kocaeli'nden kalkan helikopterimizin kaza yapması sonucu da askerlerimizi kaybettik. Yaralı olan polislerimize şifalar, şehitlerimize de Allahtan rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağolsun.

Yargı adına bir seçim başarıyla tamamlandı. 10 üye yapılan seçimlerle belirlendi. Seçimlerin ülkemiz milletimiz yargı camiamız için hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye genelindeki hakim ve savcılarımız mesleklerinin onuruna sahip çıktılar. Yargıyı ele geçirmeye çalışan yapıya gereken cevabı sandıkta verdiler. HSYK seçimlerinde kazanan hiç kuşkusuz milletimiz olmuştur. Adalet olmuştur. Bağımsız yapısıyla HSYK'nın adalet dağıtımında ve yargının sorunlarının çözümünde artık vicdanları da rahatlatan bir yapıyla geleceğe ilerleyeceğine gönülden inanıyoruz. Sonuçların bütün yargı mensupları için hayırlı olmasını niyaz ediyorum. 

Cuma günü Trabzon'da ülkemizin köklü üniversitelerinedn KATÜ'nün akademik yıl açılışına katıldım. Sonra Rize'de şahsımın ismini taşıyan üniversitemizin akademik yıl açılışını gerçekleştirdik. 

 

Sizler de biliyorsunuz 2014 yılında 1. dünya savaşının başlamasının 100. yılını idrak ediyoruz. 28 haziran 1914'te Ferdinand Saraybosna'da öldürülmüş ardından da bütün Avrupa'yı ve Osmanlı'yı içine alan büyük bir savaş başlamıştı. Bu yılın Haziran ayından itibaren bu savaşın 100. yılına mümkün olduğunca dikkat çekmeye çalışıyorum. Üniversitelerimizin bu savaşla ilgili daha fazla çalışma yapmaları ve eser ortaya koymaları benim çok arzu ettiğim bir durum. 

Bu savaşın merkezinde Osmanlı ve İstanbul vardı. En değerli belgeler İstanbul arşivlerindedir. 

2015, 1915'in yüzüncü yılı olması hasebiyle bizi meşgul edecek. 

Cumhuriyetin kuruluşunun yüzüncü yılına kadar çok sayıda hadise gündeme gelecek. Ülke olarak üniversite ve bilim camiası olarak bizim bu 100. yıl dönümlerini verimli şekilde değerlendirmemiz gerekiyor. 

Sayın Başbakanımıza ve YÖK'e tüm üniversite rektörlerine bu 100. yıl dönümlerini en iyi şekilde değerlendirmeleri yönünde hatırlatma yapmak istiyorum. 

1. Dünya Savaşı neden önemli? Bugünümüzü şekillendiren daha da önemlisi bugün bölgede var olan tüm kriz ve çatışmaların fitilini ateşleyen bir savaştır. 1918'de Mondros ile sona ermiş ama etkileri hiç azalmadan her gün artarak bugüne gelmiştir. Şu anda Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu ve K. Afrika'da var olan sınırlar 1. Dünya savaşının ardından Osmanlı toprakları üzerinde oluşmuştur. 

Yaklaşık 100 yıl öncesine kadar Bosna'dan Yemen'e Gürcistan'dan Libya'ya kadar geniş bir bölge burada şu üzerinde bulunduğumuz İstanbul'dan idare ediliyordu. İdare ettiğimiz topraklar bugün bile sahip olduğumuz topraklar daha dar bir sınır içine hapsedilmek istendi. 

Ortadoğu'da sınır belirlenmesi bugün dahi dikkat edilmesi gereken bir konu. 20. Yüzyılın başına kadar dünyada Ortadoğu diye coğrafi bir kavram yoktu. Yakın doğu vardı, uzak doğu vardı ama Ortadoğu diye bir kavram yoktu. Ortadoğu, bir coğrafi bölgeyi işaret etmek için değil, petrol ve çatışma bölgelerini işaret etmek amacıyla icat edildi. 1. Dünya savaşının galipleri Kahire'de bir masanın etrafına oturdular ellerine cetvel aldılar, sınırlar orada çizildi. Meşhur bir espiriyi hatırlatmak isterim. Ortadoğu'da iki ülkenin sınırları hiçbir gereği yokken, düz zigzaglar çizer. Hatta o sınıra bugün bile Churchill'in hıçkırığı adı verilir. Nedenini zaten hocalarım bilir, oraya girersem ayıp olur. 

Örneğin bölgedeki şii mezhebine mensup halk 3 ayrı devlete dağıtılmıştır. Türkmenler aynı şekilde 3 ayrı devlete dağıtılmıştır. Lübnan'daki Dürzi halk bile 3 ayrı devlete paylaşılmıştır. Kürtler köylerin dahi ortasından sınır geçirmek suretiyle 3 ayrı ülkeye dağıtılmışlardır. 

Bazı ülke isimleri birinci dünya savaşından sonra konulmuş isimlerdi. Benim bu sözlerimden kimse farklı manalar çıkarmaya çalışmasın. Sınırları tartışmaya açacak değiliz. Böyle bir derdimiz yok. Hiçbir ülkenin sınırlarında iç işlerinde gözümüz yok. Ülkelerin toprak bütünlüklerini savunmak noktasında Türkiye her zaman en ön safta olacaktır. Ancak burada coğrafi sınırların değil zihinlerdeki gönüllerdeki sınırların mutlaka tartışmaya açılması taraftarı olduğumu belirtmek isterim. Çünkü bu coğrafyada sınırlar tamamen kasıtlı olarak hiç bitmeyecek çatışmalar üretmek üzere çizilmiştir. Zihinlerdeki sınırları aşamazsak 100 yıllık savaşlara çözüm üretmek mümkün olmaz. 

Başta Irak olmak üzere Şii ve Sünni mezhep mensupları neden çok kanlı bir çatışma içindeler? Açık söylüyorum bu haritayı çizenler öyle istediler de ondan. Araplar Kürtler ve Türkmenler aynı inanç ve değerlerin mensubu olduğu halde neden gerilim halindeler. Bu haritayı çizenler öyle olmasını istediler de ondan. Başka bir şey aramaya gerek yok. 

Şii ve Sünniler birbirlerini katlederken bütün Müslümanlar üzülüyor. Ama bunu kurgulayanlar 100 yıldır seviniyor. Araplar Kürtler Türkmenler gerilim yaşarken bütün coğrafya üzülüyor ama 100 yıldır bu gerilimi kurgulayanlar ellerini ovuşturuyor. Kurgulayanlar başkaları, seyredenler başkaları. Ellerini ovuşturanlar başkaları. Bu çatışmalar sayesinde Ortadoğu'ya pipet batırıp petrolü çekenler başkaları. Ama ölenler biziz. Bu cinayetleri kurgulayanlar iştahla seyrediyor. 

Bombaları oraya atanlar zannediyormusunuz ki barış için geliyorlar? Hayır, petrol kuyularını tasarrufları altına almak için yapıyorlar. 

Açık açık sesleniyorum. Ey Şii kardeşim. Bağdat'ta camiye namaz kılanların arasına dalıp ibadet eden onlarca insanı katlettiğinde kimi sevindiriyorsun?

Ey Sünni kardeşim Kerbela'da ibadet edenlerin arasına dalıp bombayı patlatıp çocukları öldürerek kimi sevindiriyorsun?

Ey IŞİD Ey PKK yaptığınız katliamlarla kimlerin değirmenine su taşıdığınızı hiç düşündünüz mü? Kimleri mutlu ettiğinizi, kimleri hangi tür tasarımlarına alet olduğunuzu düşündünüz mü?

Aynı şekilde Filistin'deki taraflar aranızdaki anlaşmazlık kimleri sevindiriyor düşündünüz mü?

Akademisyenler, sanatçılar bu soruları sormaya başlamazlarsa 100 yıldır yaşadığımız acıyı asırlar boyu yaşamaya devam ederiz. Hiç çekinmeden şunu da söyleyeceğim. 

Bu coğrafyada topraklara sınırlar çizilirken maalesef çok kasıtlı olarak münevverlerin, sanatçıların zihinlerine de sınırlar konulmuş bariyerler konulmuştur. 100 yıl boyunca onun için doğru soruları sormak ve doğru cevaplar üretmek mümkün olmamıştır. Aynısını Türkiye'de de akademisyen, sanatçı ve yazarlarımızın zihnine çizmişler. Ortadoğu denildiğinde hep "Araplar bizi sırtımızdan vurdu" denilir ve konu kapatılır. Filistin dendiğinde "Bize ne" denilir. şii-Sünni denildiğinde Biz mi düzelteceğiz denilmiştir. Kürt meselesi denildiğinde asker ilgilensin denilmiş konu kapatılmıştır. 1915 olayları denildiğinde duymayalım görmeyelim denilmiştir. 

İşte bütün o üzeri örtülen konular birikmiş ve bugün bütün coğrafyayı tehdit eden ülkemizi de rahatsız eden konular haline gelmiştir. Eğer bu teşhisi yapmazsanız bunun bedeli ağır olur. Türkiye'de statüko birinci dünya savaşı sonrasında oluşturulmuştur. Şu anda statüko partilerinin Ortadoğu'ya bataklık demesi bu işlere karışmayalım demesi 100 yıl önce zihinlere çizilen bu sınırların gereğini yerine getirmekten başka bir şey değildir. 

Coğrafi sınırları kastetmiyorum, zihinlerdeki sınırları kastediyorum. Sykes-Picott sadece coğrafi sınırları çizmeye niyetlenmemiş zihinlere sınır çizmeye niyetlenmiştir. 100 yıl önce egemen güçlerden çil çil altın alarak Osmanlı'ya isyan edenler vardı. Bunlar bugün de var. 100 yıl önce Arap çöllerinde Osmanlıyı yıkmak için ajanlar vardı bugün de var. Lawrence Arap görünümlü bir İngilizdi. Bugün ajanlar birer hain olarak kendi halkımıızın içinden çıkyıor. Hoca görünümünde, yazar çizer görünümünde, hizmet eri görünümünde hatta terörist görünümünde kendi halkına ihanet ediyor. 

Hizmet diyerek, basın özgürlüğü diyerek, bağımsızlık savaşı diyerek gizli anlaşmaların gereğini yapanlar, gönüllü Lawrence'lik yapanlar hala var.

100 yıl önce Osmanlı bütün bu coğrafyayı birlik içinde tutuyordu. 

100 yıl sonra Türkiye doğru soruları sorarak bölgedeki huzur ve istikrarı sağlayacak yegane ülkedir. Bölgenin umudu Türkiye'dir. Sınırları değiştirerek değil umut ve özgüven aşılayarak Türkiye zihin ve gönüllerdeki sınırları ortadan kaldırabilir. 

Yeni Türkiye zihinler ve gönüllere kurulan bariyerlerin kaldırılması demektir. Bu tasarımı bozmak bu tuzağı altüst etmek bizim vazifemizdir. 

Modern Lawrence'lerin peşine gidenlere bunu anlatmak zorundayız. Pensilvanya'nın tuzağına düşen, modern Lawrence'in peşine gidenlere bunu anlatmak zorundayız. 

Biz kula kul olamayız. Bizim değerlerimizde Allah'tan başka kimseye kulluk yoktur. Bunu sorgulayabilecek güce bir mümin bir kul o yeteneğe sahip olmalıdır. Bunu başarmaya mecburuz. 

Herkese bu büyük oyunu bu büyük kumpası anlatmak zorundayız. Kalkıp da bir dini önder, Suriye'de 250 bin kişi öldürülüyor, kendisine 250 bin kişi öldürüldü efendim diye sorduğumda, bana verdiği cevap, İsrail'e karşı ayakta duran tek kişi Esed'dir diyor. Ardından şunu soruyorum. Orada öldürülenler, İsrail kendilerine saldırdığı zaman dik durmadılar mı? Peki o insanlara karşı Esed'in İsrail'e karşı bir kurşunu var mı? 250 bin insanı konvansiyonel silahla öldürüyor hala bunlara destek veriyorsunuz.

Böyle bir dini önder olabilir mi? Sıkıntı burada... Halkların sorgulaması lazım. Akademisyenlerin sorgulaması lazım. Efendim o makamda. Hangi makamda olursa olsun. Herkes yerini konumunu bilecek. 

30 yıldır Türkiye'ye yönelik terör tehdidi var bunu görebiliyoruz. 30 yıl sonra kim kazandı? Kürt kazanmadı... Tam tersine çok ağır kayıp verdi. Türk de büyük acı çekti. Ama bu 30 yıllık meseleden kazanç sağlayanlar çıktı. Silah tüccarları kazandılar, kan tüccarları, petrol tacirleri kazandılar. 100 yıl boyunca kazandılar. 100 yıl önce bölgeyi çatışma teorisi üzerine şekillendirenler her damla kanda kazandılar. Terör örgütü bunu bilmiyor mu? Onun gölgesinde siyaset yapanlar bilmiyor mu? Biliyorlar. Neye hizmet ettiklerini nasıl bir modern Lawrence olduklarını çil çil altın karşılığında kimlere hizmetkar olduklarını çok iyi biliyorlar. 

İstiyorum ki bunu Kürt, Türk ve Arap kardeşim de bilsin. Binlerce kilometre uzaklıktaki medya kuruluşu Taksim'deki vandallığı neden över? Kendi ülkelerinde susanlar, Türkiye'deki hadiseleri neden saatlerce canlı yayınlıyorlar. 

İlgili birine sordum Amerika'da. Ferguson olayları hakkında ne diyorsun diye sordum. Cevap vermedi. İkinci defa sordum yine kaçamak yaptı. Meşhurlardan bir tanesi bilirsiniz. Etrafından dolaşarak cevap verdi. Ver cevabını. Veremezler. 12 ağacın yeri değişti diye kıyamet kopardılar. Biz şu 12 sene içinde 600 milyon yetişmiş ağaç, 2 milyar 400 milyon fidan olmak üzere 3 milyar ağaç diktik ya. 

Asla onu görmediler. Görmek istemezler. Çünkü dert başkaydı. Hatta söylediler ya hala anlamadınız mı ya mesele ağaç meselesi değil. 

Bakın İsrail'in katlettiği 16 gazeteci için susanlar Türkiye'ye neden saldırıyorlar. Filistin'de ölen masum çocuklar için vicdanlarının sesini dillendiren gazetecilere uygulanan baskıyı görmüyorlar. 

İşte zalim Esed'e var gücüyle destek olanlar acaba Esed'in ürünü olan IŞİD'e Türkiye'nin destek verdiği yalanını neden yayıyorlar. Eğer bir müddei idda ediyorsa ispatla mükelleftir. Türkiye bugüne kadar ne PKK ne IŞİD.. Hiçbir zaman Türkiye'nin korumasına girememiştir. Onlara herhangi bir destek verildiğini iddia edenler ispatla mükelleftir edemeyenler alçaktır vatan haindir. Biz onlarla mücadele ediyoruz. IŞİD ile terör örgütüyle mücadelemiz de aynı kararlılıkla devam edecektir. 

Burada biz bir tezgaha giremeyiz. Onun için de ileri şartlar sürüyoruz. 1 Uçuşa yasak bölge ilan eidlsin. 2. Güvenli bölge ilan edilmelidir. Biz ülkemizdeki sığınmacıları oraya alalım. 3. Eğit-Donat onlardan bütün bu işin içinde yer alan kara kuvvetler olarak kullanılabilecek insanları eğitelim donatalım. 4. Suriye'deki rejim hedefte olmalıdır. 

Sadece KObani ile bu işi çözemezsiniz. Diğer tarafları nereye koyacaksın? Orada çok Kobaniler var. Bugün Kobani yarın Halep. Bütün bunları görmeye mecburuz. Haseki var lazkiyede bayır bucak Türkmenleri var. Bütün bu katliamlara seyirci kalanlar neden Kobani gibi artık sivilin yaşamadığı kasabaları Türkiye aleyhine kullanıyorlar. 

Mısır'da Ukrayna'da yaptıklarını Türkiye'de yapmak istemelerini neden görmüyoruz?

100 yıldır dışardaki basınla içerdeki işbirlikçiler eliyle Türkiye'ye istikamet çizmeye çalışanlar bugün de bunu yapmaya çalışıyorlar. Hiç kimse kusura bakmasın. Türkiye artık eski Türkiye değil. Türkiye zihinlerdeki bariyerlerin sınırların üzerine cesaretle gidiyor. Ama bir gerçek var, bakın okullar yakılıyor, hastaneler yakılıyor. Çocukların pansiyonları yakılıyor. Bütün bu olanlar karşısında bir siyasi partinin başı ben sokağa çıkın dedim ama şiddete başvurun demedim diyor. Yani şecaat arzederken sirkatin söylüyor. Ne demek sokağa çıkın? Bir defa bu ifaden dahi suçtur. Böyle bir çağrı yapamazsın. Bu kamu düzenini bozmaya yönelik bir çağrıdır. Böyle sakat bir yaklaşım olabilir mi?

Onun için de sayın Başbakanla da konuştuk. Bunlara yönelik askerimiz polisimiz gerekse bunlarla ilgili cezai müeyyidelerin tekrar gözden geçirilmesi gerekir. Bu ay yapacağımız MGK toplantısında benim de önemli bir gündemim bunların yanında ülkemizi tehdit eden hangi unsurlar varsa Milli Güvenlik Belgesi'nin gözden geçiriilmesidir. 

Bu vesileyle hamdolsun bütün bunlara rağmen ekonomi büyüyor. Demokrasi ileri standartlara kavuşuyor. Kararlı reformlar yapılıyor. Eğer yeni Türkiye'nin kutlu yürüyüşü durdurulursa Türkiye 100 yıl önceki haline döner. Ama biz buna izin vermeyeceğiz. 

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim