• BIST 82.300
  • Altın 148,344
  • Dolar 3,8298
  • Euro 4,0711
  • İstanbul 5 °C
  • Ankara 0 °C

Başbakan Davutoğlu'ndan önemli açıklamalar

Başbakan Davutoğlu'ndan önemli açıklamalar
"Kongrede Abdullah Gül'e yakın isimlerin tasfiye edildiği" iddialarına ilişkin soruya Davutoğlu, "Şu isimler Abdullah Gül’e, şu isimler Davutoğlu’na vesaire bunlar doğru tasnifler değil. Hiçbir şey Türkiye’nin kaderinden daha önemli değildir" dedi.


İşte NTV canlı yayınına konuk olan Davutoğlu'nun açıklamalarından satır başları:

Tamamen cumhurbaşkanının ağırlığında MKYK listesi haberleri vardı. Binali Yıldırım’ın imza topladığı yorumları vardı. Kongrede ne oldu bize anlatır mısınız?
Kongreler partilerin ortak aklının vicdanının harekete geçtiği zeminlerdir. AK Parti’nin farkını ortaya koymak bakımından iki şeye dikkatinizi çekmek isterim. AK Parti’nin geçmişi ve geleceği… Türkiye’nin en genç partilerinden bir tanesi. Buna rağmen çok köklü teamülleri ortak davranış kodları oluşmuş bir parti. 5’nci kongresine gelene kadar çok büyük bir insan harmanını toplayan bir hareket. Baktığınız zaman AK Parti listelerine aynı anda birçok MKYK kabine çıkaracak kadar kamuoyunun tanıdığı isim var. Diğer partiler uzun süredir de iktidarda olmadıkları, daha önce de başarı hikayeleri olmadığı için daha sık değişen kadrolarla çalışıyorlar. Geriye doğru baktığımızda biz 80’li 90’lı yıllarda sistemin dışında görülen insanların AK Parti iktidarıyla devreye girdiğini ve devlet-millet arasında köprü oluşturduğunu görüyoruz.  Çok geniş bir insan havuzumuz var.

İleriye dönüp baktığımızda, şu anda her parti kendi siyasi kaderini yaşar. Ama herhalde AK Parti’nin kaderiyle ülke kaderinin bu kadar örtüşmesi bağlamında, herhangi bir partinin olmadı. Bugün AK Parti dışında toplumun bütün katmanların içinde barındıran bir parti yok. AK Parti’de ortaya çıkabilecek herhangi bir sorun ülke sorunu olabiliyor. Bu önemli bir farktır. CHP kongrelerinde yaşanan bir çok türbülans bu kadar değerlendirmeye alınmazdı.

Bizim kongremizle ilgili yapılan yorumlar ülke gündeminin ana esası oluştu. Realist olarak herkes biliyor ki bu 1 Kasım’da da AK Parti tek başına iktidar olma şansı olan tek parti durumda. Beşinci olağan kongre önemliydi. Birkaç hedefim vardı. AK Parti’de birliği sağlamak. Cumhurbaşkanımızın genel başkanlığı döneminde oturmuş değerler var. Bunları sürdürmek, tazelemek, derinleştirmek. Diğer taraftan ülkeyi bir seçime götürmek. Ve 2023 vizyonu çerçevesinde de toplumu motive etmek.

Seçime gittik. İstediğimiz neticeyi alamadık belki ama Türkiye demokratik bir seçimi gerçekleştirdi. Vaktinde kongre yapılacağı algısının topluma yerleştirilmesi. Bu anlamda başarılı bir kongre süreci yaşanmıştır. Görüş ayrılıkları söz konusu olabilir.

Sonunda ortaya çıkan birlik ve beraberliğin tahkim edildiği 1353 oyun tümünü alarak genel başkan seçilmiş olmam AK Parti delegelerinin birikimin bana gösterdiği teveccüh. MKYK listesi de bunu yansıtan, tecrübeyle tazelenmeyi yansıtan bir liste halinde ortaya çıktı ve birlikte sunuldu. Genel başkan adaylığı MKYK tek bir bütün içinde sunuldu. AK Parti bundan güçlenerek çıktı.

Bakınız müzik yok. Şehitlerimiz dolayısıyla yaptırmadık. Bu anlamda coşku ifade eden çiçekler güller kongrenin ayrılmaz unsurları yok. Ama salondaki coşkuyu herkes gördü.

FİKRET BİLA: Ben de şöyle devam edeyim. Tekrar seçildiniz. Bir de şu boyut vardı kongrede. En çok vurgulanan “AK Parti’nin fabrika ayarlarına dönmesi” gibi, kuruluş değerlerini de yeniden yapılanması gibi bir takım vurgular oldu. Bunu da daha çok 7 Haziran’da alınan sonuca bağladınız. Orada umduğunuz sonucu alamadınız. Demek ki bazı uyarılar geldi bize, algılıyoruz, değerlendiriyoruz bir rota 2001 ruhu gibi ifadeler kullanıldı. Bu süreçte AK Parti hangi değerlerinden uzaklaştı da, buna ihtiyaç duydunuz?
Ben fabrika ayarlarına dönme tabirini hiç kullanmadım. Ama şunu kullandım, kurucu değerler. Bir tarihi süreçlere baktığımızda iki şey öne çıkar. Kurucu liderler, kurucu değerler. Bir harekette çok kuvvetli liderler yoksa o hareket bir müddet sonra hamasi değerler taşır, başarı gelmez. Biz değerleri hayata geçirerek onları ikame ederiz. AK Parti’nin kurucu değerleri çok önemliydi. Cumhurbaşkanımızın metni üzerinden bazı konuşmalarımdan faydalanarak ifade ettim. Türk siyasi tarihi açısından geçmişteki zaafları da ortaya koyan hususlar. Ortak akıl diyor mesela. 80’li 90’lı yıllarda danışmayı ortak aklı kaybeden siyasi yapıların zamanla gücünü kaybettiği ortada.

Bu anlamda AK Parti çok köklü bir geleneğe sahip. Belde teşkilatından genel merkeze kadar. Bunu korumak ihtiyacı var. Ola ki değişik kademelerde bu anlamda bir zaaf varsa bunlar göz önüne alınır. Ortak vicdan niteliği taşıyan, kibirden, şatafattan, milletten uzak durmak… Millete tepeden bakılmaz.

Ama şöyle bir algı oluşmuşsa, “AK Parti kadroları güç dolayısıyla milletten uzaklaştılar” diye bir algı oluşmuşsa bu bizim görevimiz. Bazı araştırmalarda bu ortaya çıkıyor. O zaman benim görevim, arkadaşlarıma, kadrolara, arkadaşlar 2001’de yola çıktığımızda bizim gücümüz, makamlarımız yoktu, hiçbirimiz bakan, belediye başkanı değildik. Ama bir şeyimiz vardı, değerlerimiz. Onlardan hareket ettiğimizde makamlar anlam kazandı. Kibirden uzaklaşıp aşkla, karşılıksız şekilde, fedakârlıkla yol yürüdüğümüzde bu makamlara geldik.

Ama bunları terk edersek bu makamlarda duramayız. Benim görevim bunu hatırlatmak. Siyasi gücün meşrulaşması ve ahlakın rolü… Gerçekten de her insan için güç eğer sağlam ahlakla tahkim edilmemişse yanıltıcı yönlere sevk edilebilir. O bakımdan kurucu değerler hep bu değerlerdi. Biz baskıcı 28 Şubat rejiminin sancıları üzerinde AK Parti kadrosuyla yola çıktık. Geçmiş MKYK üyeleriyle yemekte de hep bunları anlattım. Kolay olmadı AK Parti’nin bu güce ulaşması.

Şimdi bir şey azalmış görünüyorsa, bir iç muhasebe yapma ihtiyacı var. Aslında yüzde 41 çok yüksek bir oran demokrasilerde. Sadece matematiksel bir şeye bakmıyorum ben. Milletin algısında ne olup bittiğiyle ilgili anketler yaptık. Birçok husus benim önüme geliyor. O kurucu değerler, cumhurbaşkanımızın ilan ettiği kurucu değerleri tahkim etmek, onun için kongrede siyasi erdem ve etik kurulu oluşturduk.

Kurucu kadrolar tarafından da bazı tespitler yapıldı. Üç dönemi dolduranlar aday olamadı 7 Haziran’da. Bu kongrede bunu esnettiniz. Bunun içerisinde kurucular arasında yer alan Abdullah Gül’ü de davet ettiniz. Şu çıktı ortaya, Sayın Gül’e daha yakın isimler liste dışı kaldı. acaba böyle bir süreç mi yaşanıyor? Aday olmamaları veya yönetim kadroları yer almamaları gibi bazı kritikler okuduk…
Bu da çok doğru değil. Sayın Abdullah Gül bizim cumhurbaşkanımızdır, ilk başbakandır. Benim de başbakanlığının ilk döneminde akademik hayattan siyasi hayata geçmeme vesile olmuş ve birlikte de çok yoğun bir mesai harcadığım çok yakın bir dostumdur makam ilişkilerinin ötesinde. Dolayısıyla AK Parti’ye katkısı hiçbir zaman göz ardı edilemez. Kendisine de hem telefon ettim, ayrıca ziyaret edecektim. Tam o gün 16 şehidimiz olduğu için Van’a gitmek durumunda kaldım. Gelmiş olsalardı, kongremizde mutlaka her zaman hak ettiği şeyi, takdiri ifade ettik.

Burada bir fark gözetmek söz konusu olamaz. Bütün bu yola katkı sağlamış herkes en öncü kadrolardan mahalle teşkilatındaki herhangi birine kadar hepsi değerlidir bizim için. Kimse de değer taşımak bakımından ihmal edilemez.

İsimlerin şuna veya buna yakın olması ise, fraksiyonel bir yaklaşım. Şu isimler Abdullah Gül’e, şu isimler Davutoğlu’na vesaire bunlar doğru tasnifler değil. Hiçbir şey Türkiye’nin kaderinden daha önemli değildir. O bakımdan MKYK’ya giren arkadaşımızın hepsi hizmet etmiş arkadaşlar. MYK’ya giren arkadaşlar da, geçen gün bu binada önce bir MKYK toplantısı yaptık. Sonra MYK listesini açıkladım. Daha sonra herkesin kendisini tek tek tanıtması suretiyle, kendileriyle fikir alışverişinde bulundum.

Burada kimse herhangi bir tasfiye, ön yargılarla, şu şunlara karşı gibi, bu binada herkes herkese aynı ölçüde yakın uzaktır.

Sayın cumhurbaşkanımız bu hareketin genel başkanı kurucu lideri olarak, Sayın Abdullah Gül ile her düzeyde ilişkisi olmuştur. Abdullah Bey başbakanken, sayın cumhurbaşkanımız genel başkandı. Daha sonra Abdullah Bey dışişleri bakanı o başbakan oldu. Sonra cumhurbaşkanı oldu.

Ha insan olduğu yerde sorun olmaz mı olur, hırs olmaz mı olur. Ama bunları aşacak olan şey işte o bahsettiğimiz değerler.

SEDA ÖĞRETİR: Birinci çoğul şahıstan, tekil şahıslara kayma açıklamaları geldi. Bu da mı kurucu değerlerle değerlendirilmeli?
Şahsen beş kez bir ibadeti tekrar etmek, bir ritüeli tekrar etmek değil, yaptığımız eylemlerle ilgili muhasebe yapmaktır. Mesele gidip de ibadet değil, oturup yalnız kalmak… Her dinde bu var. Kendisiyle hesaplaşmayan birinin başkasıyla hesaplaşma gücü olmaz. Kendisini sorgulama dürüstlüğüne sahip olmadan başkası üzerinden doğrulama yapmak da doğru olmaz. Söylediğiniz hususlar, hepimizin bu değerleri düşünceleri bir muhasebe imkanı olarak görmesinden.

Şimdi biz bu muhasebeyi yapıyoruz. Nerede varsa bir kibir, bazı hususlarda arkadaşlarımızın dikkatini çekiyoruz. Bir yerde şahsi çıkarlar için kullanıldığını gördüğümüzde ona karşı tedbir almak da bizim sorumluluğumuz…

Herhalde Bülent Arınç’ın açıklamasını kast ediyorsunuz… Bunlar AK Parti kadroları içinde iç muhasebe açıklamaları olabilir. Ben toplantılarda söylüyorum, hiç kimse zihnine sansür koymasın. Ama iş bitip de yola çıktığımızda orada farklılıklar biter.

MUSTAFA KARAALİOĞLU: Başta Oğuz Bey’in çerçevelediği çapta böyle bir tansiyon olmamıştı. Siz de çok o süreçte ne yapacağınız merak edildi. Şimdi bakınca o süreci kongreyle ilişkin duyduğumuz dedikodular, böyle yönettiğiniz için iyi hissediyor musunuz? Hangi gerekçeyle böyle davrandınız?
Attığım her adımdan, üzerime aldığım görevi yerine getirirken gerçekleştirdiğim her eylemden sonra bir muhasebe yaparım. Şu anda bugün AK Parti kadroları eğer 1353 delege tek bir genel başkanda mutabık kalmışsa ben bundan iftihar ediyorum. Şöyle mi oldu böyle mi oldu, onu ben tartışmam. Ne yapıldı, ondan önce ne oldu… Benim görevim o delegelerle gönül bağı kurmak. Farklı iki, üç aday da çıkabilirdi. Çıkmış olsaydı da ben kazanmış olsaydım, hangi delegenin kime oy verdiğini sormazdım. Ben o delegelere güvenmezsem ben o yola çıkmam.

Bakın birçok şey işte… Çıktım konuşmamı yaptım, bir hafta önce de zihnimde olan konuşmaydı. O dedikoduların benim psikolojimi etkilemediğini söylemek istiyorum. Eğer böyle bir ulvi görev, gerçekten son derece karizmatik bir liderden sonra sayın cumhurbaşkanımızdan sonra, bir mutabakatla seçilen genel başkan olma hüviyeti bana verilebilecek en büyük şeref.

Bu anlamda baktığımda başarılı olduğumuz kanaatindeyim ve hata da yapmadığımı düşünüyorum. O delegelerden biri kalkıp benden hesap sorsaydı, her zaman söylemek kolaydır. Her arkadaşım bana yanlış gördüğünde seni güzel sözle şununla düzeltirim diyebilmeli. Ama 1353 delege böyle bir şey yapmadan mutabakat vermişse, onlardan bana gönlüme verilen en güzel hediye olarak görürüm.

MKYK ile ilgili hemen bir gün sonra, herkes evlerine gitti, ben nereye gittim? İstanbul’a gittim, NATO’nun genelkurmay başkanlarına konuşma yaptım ve gece geç vakte kadar genelkurmay başkanımızla birlikte… Sonra geri döndüm, yarın MYK’yı ilan edeceğim dedim. Orada da görevim ne benim? O delegelerin ortak vicdanını bir eylem planına dönüştürecek karargah oluşturmak. O şunu demiş bu bunu demiş o an itibaren bitmiştir.

Türkiye’yi idare eden birisi olarak tansiyon düşmesini sağlamaya çalışıyoruz. Sürekli havalarda bulutlar dolaşıyor. Bir de şu var tabi. Aynı gün çok üzücü. Coşku içinde MKYK yapmak istiyoruz ama o aralarda da bir kulağım Cizre’de, diğer kulağım mülteci olaylarında, yabancı heyetlerle görüşerek… Bugün kongre var, hayat dursun denmiyor. Fitne fesat terör de durmuyor. O zaman sizin benim yüreğim kongredeyken, aklım Cizre’de, aklım bir polis konvoyuna yapılan saldırıda. Bir başka aklım mültecilerde. Bu hayatın dokusu.

MUSTAFA KARAALİOĞLU: MYK tercihlerinizi anlatır mısınız? Bütün seçim kadrosunu değiştirdiniz. 7 Haziran’a eleştiri mi taşıyor?
Hayır o nedenle değil. Biz iç değerlendirme yaparız. Ama yeni bir kongre, tazelenme ihtiyacı vurgulandı. Her MKYK’dan sonra da, doğaldır. Ve yeni bir MYK oluştu. Burada da yine eski bakanlarımız, Ömer Çelik’ten Bekir Bozdağ’a. Daha önce MYK’da olmayan arkadaşlarımız girdi. Ve ilk defa da üç kadın hanım kardeşimiz arkadaşımız bu anlamda yol arkadaşımız ilk kez üçü birden devreye girdi. Dağılıma baktım, Türkiye’nin her tarafından temsil. Bir taraftan kıdem var, bir taraftan Mehmet Ali Şahin gibi ben tanıdıkça da gurur duyduğum arkadaşlarımdan bir tanesi. Bütün o değerlerle yürümüş birisi, bir taraftan da Fatma Betül Sayan var siyasete yeni giren.

Tek tek saymak istemiyorum ama kıdemle tecrübeyi, heyecanla bürokratik tecrübeyle gençliği birleştiren güzel bir MYK oluştuğunu düşünüyorum. MKYK’dan böyle bir MYK çıkmış olması, AK Parti insan havuzunun ne kadar güçlü olduğunu gösteren bir tablo.

FİKRET BİLA: Çok kötü günlerden geçiyoruz. Şehitlerimiz var. Ve 7 Haziran’dan sonra öyle bir sürece girdik ki özenle korumaya çalışılan çözüm süreci birden bire ortadan kalktı. Bu çözüm sürecinin bir noktaya varması beklendiği, geliştiği bir sırada böyle bir patlamayla karşılaştık. Ne oldu da çözüm süreci birden bire bozuldu. Çözüm süreci denen süreci PKK, silahlanma bombaların kentlere taşınması kendileri açısından anayasa kabul ettikleri KCK sözleşmesinde ön görülen bazı devletimsi kurulların oluşturulması, mahkemeler askere alma dairesi gibi, asfaltların altına bombaları yerleştirdiklerini görüyoruz. Bunu nasıl yaptılar? Güvenlik güçleri bunları fark etmediler mi? Yoksa müsamaha gösterdiler gibi tartışmalar sürüyor. Neden bozuldu ve nasıl bu süreçte bunlar görülmedi?
Her şeyden önce çözüm sürecinin temel dokusunu doğru anlamak lazım. Türkiye’de değişik toplum kesimleri, bazen Kürtler bazen solcular geçmişte 12 Eylül’de 28 Şubat’ta zirveye çıktığı şekilde baskılar altında kaldılar. Hak ihlalleri oldu. Devletin halk nezdindeki meşruiyeti tartışmaya açıldı. AK Parti çözüm süreci öncesinde, açılımlarla vesaire yapmak istediği en önemli şey şuydu, herkesin mezhepsel kültürel yapının özelliklerini taşımak konusunda hiçbir ayrımcılık görmediği herkesin huzur içinde kendisini ifade edebildiği, hiçbir dilin baskı altına alınmadığı,  bir yapı oluşturmak.

Buradan mağdur olmuş halk kesimlerini, daha özelde de Kürt vatandaşlarımızın mağduriyetleri üzerinden istismar ederek teröre devşirecek insan unsuru kazanmaya çalışıyordu. 12 Eylül uygulamalarını hepimiz biliyoruz. Demokrasi geliştikçe özgürlük genişledikçe terörün alanı daralır. Sürecin mantığı bu. İyi niyetli olan herkes için bu geçerlidir.

Kürtlerin de Türklerin de devleti Türkiye Cumhuriyeti Devletidir. Ben siyasi yapıda en önemli şeyin, aidiyet bilinci olduğu kanaatindeyim. 12 Eylül ve 28 Şubat süreçleri bu hissiyatı zayıflatmış hatta kısmen yok etmişti. Biz bunu tekrar kurduk. Bundan sonra kime oy verir, herkesin şahsi kararıdır. Ama bunlar olurken terörü tırmandıracak eylemler yapılıyorsa, ki yapıldı geçen sene Diyarbakır’da nasıl katliam gerçekleştirildiğini biliyoruz. Bunlar yaşanırken Türkiye’de, Irak ve Suriye’deki otoritenin ortadan kalkmasıyla oradan silahları sokup, depolanıyorsa o andan itibaren barış demek, çözüm süreci demek terörü destekleyen çevreler açısından anlamını kaybeder.

Neden çözüm süreci önemliydi? Tam da Ortadoğu’da türbülans yaşanırken, toplumlar parçalara ayrılırken, bizde tam onun ortasında birleştirici bir hamle olarak bu süreci başlattık. İyi niyet ve kararlılıkla. Sayın cumhurbaşkanımız başbakanken, baldıran şerbeti içerim diyerek kararlılık gösterdik. Bu süreç devam ederken, beklentimiz terör unsurlarının ülkemizden çıkması ve silah bırakılmasıydı.

Ama önce Gezi olaylarıyla atmosferin değişmesi, AK Parti iktidarı devam etmeyebilir diye bir düşüncenin bu kesimlerde hakim olması, sonra 17-25 Aralık, sonra seçimler, Türkiye’de gündemin bazı terör eylemlerine zemin oluşturacak faaliyetlere imkan sağlayacak sandılar.

Ceylanpınar Adıyaman saldırısıyla terörü başlattılar. Sadece saldırılar mı sözler… Cumhurbaşkanımıza bana saldırıyorlar. Bu terör operasyonları, saldırılar nedeniyle başlatıldı. Çözüm sürecinin nerede bittiği meselesi, olaylar seyretmiş olsaydı biz gereğini yaptık bunu da kimseyle müzakere etmeyiz. Kürt, Alevi, Türk vatandaşlarımızın haklarını korumayı kimseyle müzakere etmeyiz.

Ama Terör örgütü silahları terk edeceğiz, Türkiye’yi terk edeceğiz diye söz verdiler. Sabırla bekledik. Aksini yapmaya çalıştılar. Cizre’de Nusaybin’de Silopi’de çatışma içine girdiler.

Haklı olarak soruyorsunuz bunlar fark edilmedi mi? Bir ülkede demokrasiyi yaşatmakla terörle mücadeleyi yapmak o kadar zor bir şey ki… Bir Avrupa ülkesinde terörle mücadeleyi kolayca yürütebilirsiniz. Yanınızda Suriye yok, Irak yok. Noktasal mücadele ederken demokrasinizi korursunuz.

Yani bir örnek vereyim. İç güvenlik yasası. Kobani bahane edilerek tabi, valileri içişleri bakanlarını topladık, hepsini dinledim. Demokratikleşme adımlarının nasıl istismar edildiğini biliyorsunuz. Bir araba silah dolu, uyuşturucu dolu olarak geçse, savcıdan izin almadan o aracı arayamazdınız. Şimdi savcıdan izin alıp gelene kadar da o araba depoya ulaşabiliyor. Bu yanlış bir şey miydi? Değil.  Çağdaş demokrasilerde bu doğru bir ilke.

O anda o şeyi uyguladığınızda, prensibi, belli sızıntılar kaçaklar olabiliyor. Peki çağdaş ülkelerde uygulama nedir? Doğrudan arabayı arayabilirsiniz. ABD polis durdurduğu anda elinizi sadece direksiyonda tutabilirsiniz.

Burada suç istismar eden terör örgütünde.

Eskiden 90’lı yıllarda yol aramaları vardı. Hatta 90’lı yıllarda bir ilçede şu kadar un olur, onun fazlası olmaz gibi kurallar getirilmişti. Konvoylar belli saatlerde gidilirdi. Bunlar zaten oradaki sık boğaz eden şeylerdi. Biz bunları kaldırıp hayat alanını açtık. Yol aramaları azaltıldı, herkes serbestçe seyahat etsin. İşte bu güzel. Ama birileri aynı anda bu tabloyu istismar ederek silah stoklanması… Veya bahsedildiği gibi haraç almak için adam kaçırılıyor.

Ama şimdi bu teröre taviz verildi anlamına gelmiyor. Bizim beklentimiz ne? Doğu’da Güneydoğu’da yaşayan vatandaşımızın gür bir sesle, dönüp bunları destekleyenlere, faili meçhulleri siz yapıyorsunuz, yol kesmeleri siz yapıyorsunuz, yayla ve mezraları siz barış içinde kullanılabilecek halden çıkarıyorsunuz deyip, Türkiye’deki demokrasiyi desteklemeleri…

Efendim özerklik ilanı benzeri gibi, sanki Türkiye’de meclis yok, yönetimin tartışılacağı yegane yer TBMM’dir. Ama TBMM’nin yapmadığı bir yasayı varmış gibi biri yapmaya kalkarsa biz ona bu ülkede hukuk var deriz. Şimdi bu sebeple teröre karşı operasyonlar, sadece bir operasyon silahlı güce operasyonunun yanında, hem huzuru sağlayacağız hem demokrasiyi koruyacağız. Eğer biz bu operasyonları yapmamış olsaydık, terör örgütü istediği adamı istediği yere götürür haldeydi.

Ben güvenlik birimlerimize teşekkür ediyorum. ve çok büyük bir darbe vurduk terör örgütüne. Bunu şehit cenazelerimiz hep bizi üzüyor. Ama bunlar terör örgütüyle mücadeledeki başarıya gölge düşürmemelidir. Bütün hedefler kuzey Irak’ta yerle bir edildi. Üçte iki oranında bir tahribat neticesine ulaştıklarını kendileri de kabul ediyorlar.

Bir çarpışma yok, çatışma yok. Ne var? Korkakça ve haince yola mayın döşüyor. Patlayıcı koyuyor. Ki bu örgütün psikolojisini de yansıtan bir şey. Silahlı kuvvetler alan hakimiyeti sağlayana kadar her yerde operasyon devam edecek.

SEDA ÖĞRETİR: Öcalan ile ilgili bir ilişki kurulmuyor. Neden kurulmuyor?
Bakınız istihbarat birimlerimizle bazı siyasilerle arasındaki bir süreçtir. Neden yapılır bu? Bir an önce silahları bırakılsın diye. Yoksa İmralı’ya gidip de akrabalık ilişkisi bakımdan ziyaret, hak yok. O sebeple gidiyor değiller. 2013 nevruzunda silahlar bırakılsın diye açıklama yapılmış İmralı’dan. Bunun gerektirdiği bazı kanuni düzenlemeler yapılmış. Tekrar tekrar

İmralı’nın etkisinin olmadığını mı artık söylüyorsunuz?
O ayrı bir tartışma konusu. Ama netice önemli. O mekanizmayı da Oslo görüşmelerinde de amaç buydu. Bahçeli suçlamayla gündeme getiriyor ama, yine tahrik istismar var. Türkiye’de gelin hükümet kuralım, hayır kurmayız. Anayasal hükümetin içinde yer almayız, ne yaparsınız? Sadece eleştirir hakaret edersiniz.

Doğru yapılan işle netice elde edilememişse, merasimi devam ettirelim, İmralı’da görüşme yapılsın, tekrar gelsin… Önce netice alınacak netice. Kamu düzenini ihlal etmeyin dedim onlara. Sayın Demirtaş’a o zaman dedim, adam kaçırmalar, bir takım demokrasinin istismarı adımlarını terk edeceksiniz. Aylarca bu müzakere edildi. Demirtaş ile istihbarat birimleri görüşmeleri yaptılar. Ama bir taraftan bizi oyalayarak süreç işletmek, ayaklanma çağrıları yapmak… Bir değil iki değil. Kobani’de yapan Demirtaş’tı, 7 Haziran’dan sonra da Figen Yüksekdağ’dı.

Türkiye’de meşru silahlı güçler dışında, var olan bütün siyasi gruplar tasfiye edilene kadar bu operasyonlar kararlılıkla sürecek.

Çözüm süreci de halkımızla yürüttüğümüz bir süreçtir, o yürür. Bu anlamda İmralı’yla yürütülen süreç anlamda demiyorum, ama felsefesi anlamında Kürt vatandaşımızın kaygıya düşmesine gerek yok. Zaten inşallah hepimiz alanlara ineceğiz, bunları konuşacağız vatandaşlarımızla.

Bu haber toplam 472 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim