• BIST 90.383
  • Altın 144,409
  • Dolar 3,6117
  • Euro 3,9021
  • İstanbul 14 °C
  • Ankara 19 °C

Bahçeli Yozgat'ta konuştu

Bahçeli Yozgat'ta konuştu
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli Yozgat'ta bir miting düzenledi... Bahçeli yolsuzluk iddiaları üzerinden Erdoğan'a yüklendi.

Önceki gün internete sızan Erdoğan ve oğlu arasında geçen konuşma tapelerini hatırlatan Bahçeli, "Eğer bu doğruysa sayın Başbakan yazıklar olsun sana. Türkiye'yi bu hale getirmenin hiç gereği yoktu. Ne olacak yani. Her toplantıda kefenle gösteri mi yapıyordun. Kefenin cebini mi vardı? Kefenin neresine dolar koyacaktın." dedi.    

Bahçeli'nin konuşmasından satırbaşları:

Bir siyasi parti düşünün çok kısa sürede kuruluyor arkasından da tek başına iktidar oluyor. Bunu AKP'nin yöneticilerinin çok iyi düşünmesi değerlendirmesi gerekiyor. Fakat burada bir noktanın altını çizmek lazım. İyi anlamak lazım. AKP tek başına iktidar oldu ama sayın Recep Tayyip Erdoğan bey milletvekili seçilemediği için yakın arkadaşı olan partiyi beraber kurduğu Sayın Abdullah Gül'den başbakanlık görevini üstlenmesini istedi. O da 58. hükümeti kurmuş oldu. Ondan sonra 16 Mart 2003 tarihine kadar Recep Tayyip Erdoğan sadece genel başkan olarak kaldı. Ama bir gelişme oldu. İşte bu gelişmeyi hatırlamanız bilmeniz lazım ve AKP'nin yöneticileri bunu sizlere anlatması lazım. İşte AKP'nin 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra 116 gün bir karanlık noktası oldu. Bu tam 116 gündür. Bu 116 günde bir gelişme ortaya çıktı. Siirt'te 3 milletvekili var. Biri istifa ettirildi. Boşalan yere ara seçim yapılması için CHP ile birlikte işbirliğine girildi ve yasa değişikliği gerçekleştirmek suretiyle sayın Erdoğan'ın Siirt'ten milletvekili olmasını sağladılar. Ankara'ya geldikten sonra sayın Başbakan şimdiki Cumhurbaşkanı'nın görevinden ayrılması suretiyle 59. hükümet Erdoğan tarafından kuruldu. 

Durup dururken seçimler bitmiş hemen arkasından bir ilden bir vekil istifa ettiriliyor. Boşalan istifanın yerine ara seçim yaptırılıyor ve bir şahıs milletvekili oluyor ve başbakan olarak hükümet kuruyor. Dünyanın neresinde bu görülür. Bu imkan kime nasıl verilir. Bunun karanlık noktaları nelerdir. Bunu bir türlü Recep Tayyip Erdoğan ve Deniz Baykal kimseye anlatamamaktadır. 

İç ve dış odaklar benimle uğraşıyor diyorsun da milletvekili olmadan Türkiye'de iktidar olmanın yolunu bu iç ve dış odakların hangileri sağladı ki şikayet ettiklerin sana o zaman bir iktidar vermişlerdi bunu niye anlatmıyorsun. 

11 yılda çok sorun çözülebilirdi. Hele hele tek başına iktidar isen. Her sorunu aşabilecek bir güçtür bu. Üçüncü dönemlerinde Erdoğan beyin 326 milletvekiline sahip oldu. Yüzde 51 destekle tek başına iktidarını devam ettirdi. Milletin yüksek bir desteği oldu. Yakın siyasi tarihimizde hiçbir partiye bu destek nasip olmamıştı. Meclis'te tek başına iktidar olmak için 276 vekile sahip olmak lazım. Şimdiki iktidar 326 vekile sahipti. Demek ki kuvvetler ayrılığında yasama gücü AKP'nin elinde. 

Yürütme dediğimiz hükümet kurma imkanı oluşuyor bu güçle. Yasamanın yanında yürütme kuvvetler ayrılığının ikinci unsuru da AKP'nin elinde... Demek ki TBMM hükümet bir başka ifadeyle Yasama ve Yürütme Erdoğan'ın kontrolünde ve elindedir. Bu önemli bir siyasi güçtür. Bu gücü akıllı kullanmak lazımdır. Ülkenin geleceği için değerlendirmek lazımdır. Bir çok sorun bu güçle çözülebilirdi. Fakat ne olduysa Erdoğan'ın iktidar döneminde kökünden geldiği Milli Görüş gömleğini bir kenara çıkardı koydu. Onun yerine yeni bir gömlek giydirdiler. İşte bu gömleği giydikten sonra Erdoğan'dan bir kıvrılma ve kırılma ortaya çıktı. İçten içe güç ihtirasına büründü. Yasama bende yürütme bende basını ve medyayı da 4. kuvvet olan medyayı da ele geçirmemiz lazım dedi. Basını ve medyayı da eline aldı. Böylece bir güç alanı daha yarattı. Bu da yetmedi... İhtiraslar devreye girdi istekler devreye girdi artık Başbakan değil Başbenim demeye başlarsınız. AKP'li kardeşlerim sizleri incitmek için anlatmıyorum. Hala o parti diyorsanız deyin. Birlikte yürüyorsunuz yine devam edersiniz. Ama bunu farkedin. Bunun sonu ülkeyi felakete götürürse bu vebalin altında siz de kalacaksınız. 

Erdoğan bir üçüncü kuvvetin olduğunu da biliyor. Bu kuvvet yargıdır. Yargı her ülkede bağımsız ve tarafsız olursa görevini yerine getirebilir. Yasama ve yürütmeyi denetler. Adaletsizliği giderecek bir milli kurum olur. Şimdi Erdoğan şu kanaatle hareket ediyor. Zaten yürüyüşünün değişmesi havalı konuşmaları herkesi hakir görmesi ananı al git, oyun senin olsun lafları kibir ve gurur işaretidir. Yargı da bende olması lazım diyor. 2010 yılında anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesinin yapısını değiştirdi kendisini garantiye alan bir kurum oluşturdu. Ondan sonra HSYK'yı kurdu. Bugün HSYK'da kendi yandaşları bulunmaktaydı.

Adalet bakanı tarafından atanmışlardı. Her yerde savcı ve haklimlerin ataması adalet bakanlığının denetimindeydi. Bununla Silivri mahkemeleri Balyozlar yapıldı. Ama bir gün geldi HSYK'dan rahatsızlık duymaya başladı. HSYK ve yargıyı siyasallaştırma ve kontrol altına alma, kuşatma, tasfiye ile yargıyı AKP'leştirme noktasına kadar geldi. Zannediyorum bu zihniyetin şu an için içine düşmüş olduğu gidiş bu başlangıçtı. 

Ben ne dersem ne olur, herşey benden sorulur, istediğimi kaldırırım, şunu yaparım bunu yaparım, eşbaşkanım ben demeye başladı Erdoğan... Bir bakıveriyorsunuz ikide bir Ortadoğu'dan bahsediyor. Herşeye karışıyor. Türkiye'de de bu güçten yararlanarak "diktatör" olma hevesiyle otoriter bir rejime gitmeye başladı. Birisi ana muhalefet birisi yavru muhalefet alayı yüzde 49 diye muhalefeti küçük görmeye başladı. AK Partililer bunu görmelidir... 

33 yıllık Mübarek rejimi yıkıldı. Cezaevindeki hali belli. Kaddafi'nin durumu da ortada... Mübarek yerine Müslüman Kardeşler adına bir siyasi temsilci Mısır'da cumhurbaşkanı oldu. Mursi geldi... Bir buçuk yıl kalmadı Mursi de gitti. Şimdi bir ihtilal yönetimi Mısır'ı yönetiyor. Ortada istikrar kalmadı. Gece gündüz çatışıyorlar. Şimdi Suriye'de de herkes birbirini kırıyor. 130 bin insan hayatını kaybetti. 2 milyona yakın vatandaş ülkesini terketmek zorunda kaldı. 700 bin kişi de Türkiye'ye geldi. Bu insanların huzuru yok. Her gün kavga ve saldırılar. 

Erdoğan Türkiye'nin sorunlarından bahsediyor mu? Peki neden bahsediyor? Sadece ve sadece yolsuzluk ve rüşvet sorgulamasıyla kendisine bir komplo kurulduğundan bahsediyor. Bununla ilgili HSYK'nın yasasını değiştiriyor. Torba yasa olarak getirdiği ve kendisinin kullanacağı şeyleri de çıkarmaya çalışıyor. Eğer yolsuzluk varsa Başbakan sensin yürütme sensin kökünü kazı git niye yapmıyorsun... 

İşte burada hep beraber düşünmeliyiz. İşsizlik bir sosyal hastalıktır. Huzuru bozar yaygınlaşırsa toplumun huzuru bozulur. Yolsuzluk ve rüşvet bir hastalıktır bir kangrendir. Toplumu çürütür sonra devleti çökertir. Şu an için Türkiye'nin en önemli gündemi yolsuzluk ve rüşvettir. 17 Aralık 2013 gününü hiçbir parti gözden uzak tutmamalı. Yarın iktidar olmaya niyetlenenler bu çürüme ve çökmeyi çok iyi anlamalıdır. Başına geldiği vakit de tedbir alacak bir tecrübeyi almalıdır. 

AKP'li kardeşlerim incinmeyin kırılmayın... 17 Aralık sabahı bir soruşturma başladı. Bir savcı kollluk kuvvetleriyle beraber 41 kişiyi tutukluyor. Kamu ihalelerine fesat karıştırmaktan, imar planlarındaki yolsuzluklardan, yolsuzluk ve rüşvet bakan ve kamunun bir çok yerinde kulllanılır olmuş... Kara para aklamaktan altın kaçakçılığı yapmaktan. Bir partinin genel müdürü... Bir belediye başkanı... Dört bakanın çocuğu... Kamu ihalelerine fesat karıştıran bürokratlar ve işadamları... Bir bakıyorsunzu iran'dan bir uşak gelmiş. 29 yaşında... Avcunun içine dört bakanı almış umreye gidecek... Benim uçakla git gel diyor. 29 Yaşında... Türkiye'de tanıdığı bildiği yok. Saat doğru çalışmıyor 700 bin liralık saat getirtiyor... 60 milyon 40 milyon 20 milyon rüşvet... Altın kaçakçılığı ve kara para aklama... Bu durum karşısında sayın Erdoğan bunlar yolsuzluktur diyerek üzerine gitmesi gerekirken görmezden geliyor. Kendisine karşı komplo kurulduğunu söylüyor.. 

71 günde 8 bin polis 28 polis yer değiştirdi. Savcı ve hakimler yer değiştirdi. İki gün önce montaj dedikleri bir olay ortaya çıktı. Bu olay neyin nesidir? İşte 17 aralıkta başlayıp 25 aralıkta devam eden ve ikinci dalga olarak nitelendirilen bir savcının adliyenin önünde bildiri dağıtıyormuş gibi yaşanan olay şu an ortaya çıkan ve montaj diye inkar edilen baba oğul görüşmesinin başlangıcı... Anlaşılıyor ki 17 aralık günü sabah saatlerinde biraz evvel saydığım soruşturmaların başladığını duyar duymaz saat 8'de oğluyla konuşuyor. Oğluna diyor ki evde ne var ne yok sıfırlar. Amcana gönder abine gönder şunu et bunu et vesaire... Bir kaçtane de işadamını sayıyor. Yasin El Kadı'yı söylüyor farklı şeyler söylüyor. O telaş ve korku zannediyorum yanlışın başlangıcı olmuştur. Erdoğan bey yolsuzluk ve rüşvetin üzerine gideceği yerde bakanlarda kalmamış kendisine tırmanmış şu anki konuşmaları özetler iseniz tarihi bir olay olarak milletin yüz karası haline gelmiştir.

İnşallah bu montaj olsun. İnşallah Başbakanın evlatları biri değil alayı bu işlere karışmamış olsun. Aileden kendi kardeşi bu işin içinde olmamış olsun. Bunun belirlenmesi ve şüphelerin ortadan kalkması lazım. Eğer bu doğruysa sayın Başbakan yazıklar olsun sana. Türkiye'yi bu hale getirmenin hiç gereği yoktu. Ne olacak yani. Her toplantıda kefenle gösteri mi yapıyordun. Kefenin cebini mi vardı? Kefenin neresine dolar koyacaktın.   

Bir Türkmen beyi öldüğü zaman oğluna mektup bırakıyor. Oğlum beni toprağa verirken beni çoraplı göm diyor. Aradan zaman geçiyor hak vaki oluyor. Çocuk diyor ki babamın vasiyetidir kendisini çorapla defnedeceğiz. Hocalar müftüler diyor ki olmaz İslama aykırıdır yapamayız. Neticede bildiğimiz usulde inançlarımıza göre toprağa gömüyorlar. Akşam bir yaşlı geliyor. Diyor ki evladım başınız sağolsun. Ama bundan bir süre evvel baban bana bir mektup bıraktı. Bu mektubu sana ölümden sonra vermemi istedi. Şimdi o emaneti sana veriyorum. Çocuk mektubu açıyor. Baba sahip olduğu serveti anlatıyor... Bunların hepsi benimdi diyor. Şimdi senin oldu. Ama senden bir şey istedim. Beni çorabımla göm dedim. Fakat buna müsade etmediler. Bu kadar serveti olan baban bir çorap dahi götüremedi senin de götürme şansın yok. Öyleyse adil ol dürüst ol... 

Şimdi bu çorabı hiç kimse götüremeyecek. Bunlar niye o zaman? Bugünkü toplumun kırılma noktası burasıdır. Sayın Erdoğan ya kendini aklayacak ya Türkiye'yi aklayacak. Aksi takdirde Türkiye'de sosyal hareketler başlarsa tehlikeli olur. Sosyal hareketler ve diktatörlerin devrilmesi hep yolsuzlukla başlar. Bakın araştırın. Nerede diktatörler devrildiyse ana sebebi yolsuzluktur. Ukrayna'yı görüyorsunuz 86 kişi öldü. Devlet başkanı evini barkını terkedip kaçtı. Böyle bir Türkiye istemiyoruz. Bu seçimleri önemseiyorum. Aziz vatandaşlarım sandığa gidiniz oyunuza sahip çıkınız. 

30 Mart'ta siyasi iktidar değişmez belki ama uyarı yaparsınız. Aşağı doğru destek çekilirse ya iktidar kendini gözden geçirir veya bildiğini okumaya başlayacak. İkisi de kendi sonunu getirecek. O sebeple sandığa gidelim. İktidarı bir uyaralım. Dİyelim ki dikkat et yolun yol değil. Bunu çözmek istiyoruz. Gerekli tedbirleri almazsan 2015'te 51'le geldin 51'le Allahın izniyle gidersin. 

www.aksiyonhaber.com

 

 

Bu haber toplam 751 defa okunmuştur
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Bu habere henüz yorum eklenmemiştir.
Diğer Haberler
Tüm Hakları Saklıdır © 2010 Aksiyon Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 02122937548 | Haber Yazılımı: CM Bilişim